|
|
|
|
|
|

Cumanız Mübarek Olsun Efendim
Bir insân bir işin delisi olmazsa, veli’si olamaz.
Dünyâ aldatıcı bir bez parçasıdır. Birçok insanların peşinden koştuğu, milyarlarına milyarlar kattığı dünyâ meta-ı gurur’dur, aldatıcıdır.
Büyükler buyuruyorlar ki; "Herkes bir sefere giderken yanına, yolda lazım olan ve gittiği yerde lazım olacak olan eşyaları alır, gerisini almaz. Karyolasını, koltuklarını taşımaz. İhtiyaç olmayan bir nesnenin taşınması ahmaklıdır. Ancak kendine lazım olan ve lüzumlu olan eşyayı yanına alır. Hepimiz ahiret yolcusuyuz. İnkârı mümkün değil... O halde dünyâdan, yolda lazım olanları ve gideceğimiz yerde lazım olacakları tedarik etmeğe uğraşmalıyız. Orada lazım olmayacak bir şeyle uğraşmak ahmaklıdır. Sahib olduklarımız, ahiret niyetiyle olursa hepsi sefere aiddir. Nefis için düşünülürse, dünyâya aiddir, on para etmez"... Demek ki, herkes sefere çıkarken yolda ve gittiği yerde lazım olan eşyayı alır. Daha fazlasını alması ahmaklıkdır. Hepimiz ahiret yolcusuyuz, bize, gittiğimiz yerde ve yolda lazım olanlar fâidelidir, bunun dışındakiler ahmaklıkdır. Bunun dışındaki kazandığımız dünyâlıklar, ahiret niyetiyle, Allah rızası için kazanmak ve Allah rızası için sarf etmek niyetiyle uygundur ve muvaffıkdır. Aksi halde nefs düşüncesi ile elde edilenlerin hepsi sakatlıkdır. İşte hayat budur, islâmiyet budur.
Başarının sırrı yapmak değil sormakdır. Abdülhakim efendi hazretleri, bir talebesine; "soracak kimse bulamazsan git ağaca sor, kendi kendine yapma" buyurmuşlar.
Büyükler buyuruyorlarki; "Bir insânı, Allahü teâlâ’ nın sevgili kulunun kabul etmesi, onu, Allahü teâlâ’nın da kabul ettiğine âlâmetdir. Allahü teâlâ’nın bir kulunu kabul ettiğinin âlâmeti, onun sevgili bir kulu tarafından kabul edilmesidir".
Bir büyük zata sormuşlar; Herkes sizi seviyor, biz kendi aramızda birbirimizi sevemiyoruz, bunun bir sebebi olması lazım, anlatırmısınız?. O zat buyurmuşki; Allahü teâlâ günâhları ikiye ayırmışdır. Biri; kendisiyle kulu arasındaki günâhlar, ikincisi; kulları arasındaki günâhlar. Allahü Teâlâ kendisiyle kulu arasındaki günâhları afveder veya cezalandırır, bilemeyiz... ama kulları arasındaki günâhlarda mutlaka adalet olacakdır. Ahiredde helalleşmek mümkün değil,... orada kul haklarından herkes hesaba çekilecekdir. Peygâmber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki; sırat köprüsünde 7 sual sorulacakdır. Birinci sual imandan olacakdır, ikinci sual namazdan, üçüncüsü oruçdan, hacdan, zekatdan, altıncı sual abdestinden, yedincisi kul hakkından olacakdır. Kul hakkı o kadar mühimki, bir dank kul hakkı için, 70 sene kabul olmuş, cemaatle kılınmış nemazın sevabı karşı tarafa verilecekdir. Yoksa, onun günâhı buna yüklenecekdir. Kul hakkından sakınan bir Müslümân, kat’iyen hiç kimseyle münâkaşa edemez, kavga edemez, kalb kıramaz. Peygâmber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, bir mü’minin kalbini kırmak, 70 kere kâbe’yi yıkmakdan büyük günâhdır, buyurdu. İbni Abidin hazretleri buyuruyorlar ki; ailesinin hak ve hukukuna riayet edemeyecek olan, evlenmesin, onun hakkıyla ölür buyuruyor. Yâni, kadın köle değildir, hizmetçi değildir... büyükler kul hakkı geçmesin diye hiçkimseden su bile istemezlermiş... Kul hakkı çok mühimdir. Eshab-ı kiram’ın kırbacı devenin üstünden düşse, kimseye, kırbacımı alıverin demezmiş, iner kendisi alırmış. Deveden inmekde çok zordur, arabadan inmek gibi değildir. İnsanları helâke ve felâkete sürükleyecek olan şey; emir vermekdir. Bu hal insanların hücrelerine girmişdir. İnsanların hücrelerinde emir vermek arzusu vardır. Can çıkmadan en son çıkacak olan huy budur. İnsânlar için en büyük felâket emir vermek sevgisidir. Bu sevgi olmadan istediğin kadar emir ver, ama bu arzu ve heves varsa, verdiğin her emir kul hakkına haizdir. Onun için çok helâlleşmelidir, hanımlarlada herzaman helâlleşmelidir. İşte insanlar islâmiyete uymakta bu kadar hassas davransalar, aralarında hiç mesele olmaz, herzaman birbirlerini severler. Bütün mesele, bütün sıkıntı islâmiyete uymamakdandır.
Emir verilebilir, ama sevgisi felâkete götürür. Para çok olabilir, ama sevgisi kalbi öldürür. Paranın sevgisi yılan sevgisi gibidir.
Şâh-ı Nakşibend hazretleri, Alâddin-i Attar hazretlerine kızını vermiş ve Alâaddin beni taklid et buyurmuş. Alâaddin-i Attar hazretleri, hocamı taklid ettiğim her hususun, hakikâtine erişdim, buyuruyor. Tasavvufda en kestirme ve en mühim yol takliddir. Akıl- mantık karışdırılmamalıdır. Mevlâna Celâleddin hazretleri aklımı bırakdım, hocama kavuşdum ve kurtuldum buyuruyor. İnsan hocasına kavuşdukdan sonra hâlâ aklının rehberliğinde yürürse, yolda kalır. Akıl, rehberini buluncaya kadardır.
Mütevazi olan, ne şikayet eder, ne şikayet edilir. Bu çok mühimdir. Çünki her zaman herkese sıkıntı veren kibirlilerdir. Herkesi şikayet etmesi kibrindendir. Mütevazi demek, ölmüş adam demekdir. Ölmüş adam kimi şikayet eder veya ölmüş adamı kim şikayet eder. Hep dirilerden sıkıntı gelir...
Allahü Teâlâ bir kulunu ne kadar çok severse ona o kadar çok hayırlı iş nasib eder. Hayırlı işlere çok sebeb olmak iyiye alâmetdir. Lakin ancak yapılan hizmetlerin zerresini kendimizden bilirsek mahvoluruz. Bu, tamamen himmetle, duâ ile Cenâb-ı Hakkın yardımıyladır. Kendimizin hiç olduğumuzu bilmemizde lazımdır. Başarının sırrı buradadır.
Azıcık bir kablo aralığı cereyanın kesilmesine kâfidir. Onun için mümkün mertebe gelen ceryanın kesilmemesine dikkat etmeliyiz. Yani kablonun arasını açmamalıyız. Herkesin çekdiği kendi cezasıdır. Ceryan geliyor ama sigorta atıyorsa araya nefsin karışması vardır. Nefsin girdiği her aralıkdan ceryan kesilir. Nefsinizi aradan çektiğiniz müddetçe kablolar kuvvetlenir. Kablolar kuvvetlenince daha çok iş görür. İnsânlar da ne kadar aradan nefslerini çok çekerlerse o kadar ceryan çok gelir. O kadar himmet olur, başarılı olur. Evliyâ-ı kiramın nefsleri sıfırlandığı için en geniş kabloyla gelen ceryan ile asırlar boyu himmetleri vefatlarından sonrada devam ediyor.
Evliyânın başarılarının sebebi gelen ceryanın arasına girmeyip kendilerini hiç bilmeleridir. Ondan sonra çok güçlü ceryan geliyor. O ceryanda hem kendilerine hemde sevenlerine feyz ve bereket veriyorlar. Vefatlarından sonra nefs hiç olmadığı için daha çok himmet ediyorlar. Cenâb-ı Hak evliyâyı, kazandıkları dereceden, vefatlarından sonra aşağı indirmiyor. Yani Vilâyet makamlarını kaybetmiyorlar.
Ceryanın önünde dolaşmak ile tarlada dolaşmak arasında çok fark vardır.
Yapmak başarı değildir, başarının sırrı sormakdır. "Sor ve kurtul"..
Allahü tealaya emanet olunuz efendim.
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, Cuma gününü tebrik ederiz,
müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.
Ali Zeki Osmanağaoğlu
(Huzur Pınarı Mail Grubu)
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

İmam-ı Rabbani Hazretleri Buyurdu ki -2
Âyet-i kerîmede meâlen; “Vallâhu basîrun= Allah onların ne yaptıklarını görmektedir” buyruldu. Allahü teâlâ her şeyi gördüğü hâlde, (insanlar) çirkin işleri yaparlar. Aşağı bir kimsenin bile bu işleri gördüğünü bilseler, vaz geçerler yapmazlar. Bunlar ya Hak teâlânın görmesine inanmıyorlar, yâhud onun görmesine kıymet vermiyorlar. Îmânı olana her ikisi de yakışmaz.”
“Velîlerin hiçbiri, peygamber mertebesine varamaz.”
“Velîlerin hiçbiri, Sahâbî mertebesine çıkamaz.”
“İhlâs ile yapılan küçük bir iş, senelerce yapılan ibâdetler gibi kazanç (sevap) hâsıl eder.”
“Her ibâdeti seve seve yapmalı. Kul hakkına dokunmamağa, hakkı olanlara hakkını ödemeğe titizlikle çalışmalıdır.”
“Dünyânın vefâsızlıkta eşi yoktur, dünyâyı isteyenler de alçaklıkta ve bahillikte (cimrilikte) meşhûrdur. Azîz ömrünü, bu vefâsızın ve değersizin peşinde harcayanlara yazıklar ve korkular olsun.”
“Gençlik çağının kıymetini biliniz! Bu kıymetli günlerinizde, İslâmiyet bilgilerini öğreniniz ve bu bilgilere uygun yaşayınız!”
“Kıymetli ömrünüzü faydasız, boş şeyler arkasında, oyun ve eğlence ile geçirmemek için uyanık olunuz.”
“İnsanlar riyâzet deyince, açlık çekmeği ve oruç tutmağı anladılar. Hâlbuki, dînimizin emrettiği kadar yimek için dikkat etmek, binlerce sene nâfile oruç tutmaktan daha faydalıdır.”
“Bir kimsenin önüne lezzetli, tatlı yemekler konsa, iştihâsı olduğu hâlde ve hepsini yemek istediği hâlde, dînimizin emrettiği kadar yiyip, fazlasını bırakması, şiddetli bir riyâzettir ve diğer riyâzetlerden çok üstündür.”
“Bir farzı vaktinde yapmak, bin sene nâfile ibâdet yapmaktan daha çok faydalıdır.”
“Ölmek, felâket değildir. Öldükten sonra, başına gelecekleri bilmemek felâkettir.”
“Sonsuz kurtuluşa kavuşmak için, üç şey muhakkak lâzımdır: İlim, amel, ihlâs.”
“Ölülere duâ ve istiğfâr etmekle ve onlar için sadaka vermekle, imdâtlarına yetişmek lâzımdır.”
“Dünyâyı ele geçirmek için âhireti vermek ve insanlara yaranmak için Allahü teâlâyı bırakmak ahmaklıktır.”
“Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi saâdet zan etmemeli, nefse güç ve acı gelenleri de şekâvet ve felâket sanmamalıdır.”
“Birkaç günlük zamânı büyük nîmet bilerek, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri yapmağa çalışmalıdır.”
“İbâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran şey namazdır.”
“Câhillerin, büyüklere dil uzatmalarına sebeb olmayınız! Her işinizin İslâmiyete uygun olması için, Allahü teâlâya yalvarınız.”
“Geçici lezzetlere, çabuk biten, tükenen dünyâlıklara aldanmamalıdır.”
“İhsân sâhibinin kapısı çalınınca açılır.”
“Gönül dalgınlığının ilâcı; gönlünü Allahü teâlâya vermiş olanların sohbetidir.”
“Dünyâ hayâtı pek kısadır. Bunu en lüzumlu şeyde kullanmak gerekir. Bu en lüzûmlu şey de, kalbini toparlamış olanların yanında bulunmaktır. Hiçbir şey sohbet gibi faydalı olmaz.”
“Sünnete çok sıkı sarılmak lâzımdır.” Bu sözleriyle de Peygamber efendimize uymak istemişlerdi. Çünkü, Peygamber efendimiz vefât edecekleri zaman böyle nasîhat eylemişlerdi. Abbâd bin Sâriye'den, Tirmizî ve Ebû Dâvûd şöyle rivâyet eder: “Resûlullah efendimiz bize vâz ediyordu. Bu vâzdan kalbler ürperiyor. Gözler yaşarıyordu. Dedik ki: “Yâ Resûlallah! Bu sözleriniz vedâ vâzına benziyor, bize vasiyet ediniz.” Resûlullah aleyhisselâm buyurdular ki: “Size vasiyetim olsun: Allah'tan korkunuz, bir köle bile emr-i ilâhîyi bildirse dinleyiniz ve yapınız. Yaşayanlarınız çok şeyler görecek. O zaman benim ve Hulefâ-i râşidînin sünnetine gâyet sıkı sarılınız, onu elden kaçırmayınız. Dinde bid'atten çok sakınınız. Çünkü bütün bid'atler dalâlettir, sapıklıktır.”
İmâm-ı Rabbânî hazretleri vasiyetine devamla şöyle buyurdu: “Dînimizin sâhibi Resûlullah efendimiz, nasîhatlerin en incelerini bile; “Din nasîhattır” hadîs-i şerîfi gereğince ihmâl etmediler. Dînimizin kıymetli kitaplarından, tam tâbi olmak yolunu öğreniniz ve bununla amel ediniz. Benim techiz ve tekfîn işlerimde sünnete uyunuz.” Bundan evvel daha önce mübârek hanımına buyurmuştu ki: “Eğer ben senden evvel, bu sıkıntılarla dolu dünyâdan âhirete gidersem, benim kefenimi, senin mehr parandan aldırırsın.”
(Huzur Pınarı Mail Grubu)
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

HUZUR DAMLALARI -297
Abdurrahmân Tâgî (Tâhî) hazretleri “rahmetullahi teâlâ aleyh” bir sohbetinde, sohbetin fazîleti ile ilgili olarak, buyurdu ki:
Yolumuz sohbet yoludur. İnsanlara hayret ediyorum niçin sohbeti istemezler, niçin sohbet meclisine katılmazlar, niçin Allah adamlarının yanında bulunmazlar? Halbuki sohbet ehlinin ev sâhibi Allahü teâlâ, teşrîfâtçısı hazret-i Ali, sâkîsi yâni su dağıtanı Hızır aleyhisselâmdır. Şâyet sohbet etmek için yedi kişi bir araya gelse, yüksek makamlara erişirler ki, aralarında bir Allah dostunun varlığı umulur.
Cehrî, açıktan Kur'ân-ı kerîm okumak ve sohbet evlerden zulmeti giderir. Onun için sohbet olunan evin sâhibi bildiği sûreleri açık olarak okusun.
Sohbet peşinde koşmayı severim. Nerede sohbet ehli varsa oraya gitmek isterim. Mümkün mertebe hiç bir dervişin sohbetini kaçırmak istemem."
(Huzur Pınarı Mail Grubu)
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

HERKESE LÂZIM OLAN ÎMÂN
(Herkese Lâzım Olan Îmân) kitâbı dört kısımdan meydâna gelmiştir:
I. kısım; Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin (İ’tikâdnâme) kitâbının tercemesidir. (Hadîs-i Cibrîl) adı verilen; islâmın beş şartını ve îmânın altı şartını anlatan bir hadîs-i şerîfin açıklamasıdır. Ayrıca Şerefüddîn Yahyâ Münîrinin iki mektûbu, Allahü teâlâ vardır, birdir, konuları vardır.
II. kısım; (Müslimânlık ve Hıristiyanlık) kitâbıdır. Burada Peygamberler, kitâblar, dinler, (Yehûdîlik, hıristiyanlık ve islâmiyyet) hakkında bilgi verilmekde, Hakîkî bir müslimân olmanın şartları açıklanmakda, müslimânlığa hayran olanların sözleri ile, (42) tane başka din mensûbu iken islâmiyyeti seçen zâtların hayâtları anlatılmakdadır.
III. kısım; (Kur’ân-ı Kerîm ve Bugünkü Tevrât ve İncîller) kitâbıdır. Burada, bugünkü Tevrât ve İncîller hakkında bilgi verilmekde, Kitâb-ı Mukaddesdeki hatâlar îzâh edilmekde, Kur’ân-ı Kerîmin son ve değişmiyen kitâb olduğu ilmî olarak anlatılmakdadır. Ayrıca Muhammed aleyhisselâmın mu’cîzeleri, fazîletleri, güzel ahlâk ve âdetleri anlatılmakdadır.
IV. kısım; (İslâm Dîni ve Diğer Dinler) kitâbıdır. Burada islâm dîninin vahşet dîni olmadığı, hakîkî müslimânın câhil olmadığı, ilkel dinler, semâvî dinler, islâmiyyetde felsefe olamıyacağı konuları açıklanmakdadır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

SEYYİD ABDÜLHAKÎM-İ ARVÂSÎ
"KUDDİSE SİRRUH"
Seyyid Abdülhakîm Efendi “kuddise sirruh”, dört mezhebin inceliklerine, evliyâlığın yüksekliklerine vâkıf idi. Üniversite mensupları, fen ve devlet adamları, çözülemez sandıkları güç bilgileri sormaya gelir, sohbetinde, dersinde bir saat kadar oturunca, cevâbını alır, sormaya lüzum kalmadan, o bilgi ile doymuş olarak geri dönerdi. Teveccühünü, sevgisini kazananlar, sayısız kerâmetler görürdü. Çok mütevâzi, pek alçak gönüllü idi. Ben dediği hiç işitilmemişti. İslâm âlimlerinin adı geçtiği zaman, (Bizler o büyüklerin yanında hâzır olsak sorulmayız, gâib olsak aranmayız. Bizler o büyüklerin yazılarını anlayamayız. Ancak bereketlenmek için okuruz.) buyururdu. Halbuki kendisi bu bilgilerin mütehassısı idi.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
“Birlikte rahmet, ayrılıkta hüsran vardır.”
|
|
|
|
|
|

 Kur'ân-ı kerîm okumak ve dinlemek için tıklayınız

 Türkiye Takvimi

 Dünya Şehirleri için Namaz Vakitleri

 İNSAN ve TOPLUM (Sohbet, Gönül Bahçesi, Hikmetler, Menkıbeler) DİZİ YAZILAR (İz Bırakanlar, İstikamet, Meşhuların Son Sözleri, Gönül Pınarı)

 Tam İlmihâl Se'âdet-i Ebediyye (mp3)

 Namaz sureleri ve duaları (Yazılı ve sesli)


 TGRT FM Yayın arşivi
 

 Sesli Yayınlar
(Sevgili Peygamberim Rehber İnsanlar Serisi Tarih Serisi, Çocuk Serisi Alo Bilgi 1-12 Mehter Marşları)
|