|
|
MEZHEBİN ÖNEMİ, SAPIK FIRKALAR
Şeyh-ül-islâm Zekeriyyâ "rahmetullahi aleyh"
buyurdu ki: Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", Kur'an-ı kerimde mücmel
olarak bildirilenleri açıklamasaydı ve mezhep imamları kapalı olarak
bildirilenleri açıklamasalardı, bunları hiçbirimiz anlıyamazdık.
Meselâ Resûlullah, abdest nasıl alacağımızı hadis-i şerifleri ile bize
bildirmeseydi, nasıl abdest alacağımızı Kur'an-ı kerimden çıkaramazdık.
Namazların kaç rekât oldukları ve orucun, haccın, zekâtın hükmleri ve
keyfiyyetleri ve nisap miktârları ve şartları ve farzları ve sünnetleri,
Kur'an-ı kerimden çıkarılamazdı. Kur'an-ı kerimde mücmel olarak bildirilen
hükmlerin hepsi böyledir. Yâni, bunlar hadis-i şeriflerle bildirilmeseydi,
hiçbirini anlayamazdık. Din âlimleri ile mücâdele etmek, nifâk alâmetidir. Çünkü
âlimlerin delîllerini ibtâl etmek, red etmek için uğraşmaktır. Nisâ sûresinin
kırkaltıncı âyetinde meâlen, (Onların îman etmiş olmaları için, aralarındaki
anlaşmazlıklarda, seni hakem yapmaları ve vereceğin hükme râzı olmaları, teslim
olmaları lâzımdır) buyuruldu. Bu âyet-i kerime, Resûlullahın hükmünden,
islâmiyetin emrinden sıkıntı duyanlarda îman olmadığına alâmettir.
Peygamberlerin hepsinin dinleri ihtilâflı, hattâ birbirlerine zıd hükmleri
bulunduğu hâlde hepsine îman ve tasdik etmemiz lâzımdır. Böyle olduğunu
âlimlerimiz sözbirliği ile bildirmişlerdir. Mezhepler de, bunun gibidir.
Müctehid olmıyanların, mezhepler arasında ayrılıklar bulunduğunu gördükleri
hâlde, hepsine îman ve tasdik etmeleri lâzımdır. Müctehid olmıyan birinin, bir
mezhebi hatâlı görmesi, o mezhebin hatâlı olduğunu göstermez. O kimsenin hatâlı
olduğunu, anlayışının kıt olduğunu gösterir.
(Mü’min) ve (Müslim) ve
(Müslimân) demek, Allahü teâlâ tarafından, Muhammed
aleyhisselâm vâsıtası ile, insanlara bildirilmiş ve islâm memleketlerine
yayılmış din bilgilerine inanan, kabûl eden kimse demekdir. Bu bilgiler Kur’ân-ı
kerîmde ve binlerce hadîs-i şerîflerde bildirilmişdir. Bu bilgileri, Eshâb-ı
kirâm Peygamberimizden “sallallahü aleyhi ve sellem” işitmiş, (Selef-i
sâlihîn) de, ya’nî Eshâb-ı kirâmdan sonra, ikinci ve üçüncü asrlarda
[yüzyıllarda] gelen islâm âlimleri de, Eshâb-ı kirâmdan işiterek veyâ bu
işitenlerden işiterek kitâblarına yazmışlardır. Sonra gelen islâm âlimleri,
Selef-i sâlihînin kitâblarındaki bilgileri başka başka açıklamışlar,
birbirlerinden ayrılmışlar, ma’nâları açık bildirilmemiş, inanılması lâzım
bilgilerde, yetmişüç ayrı fırka meydâna gelmişdir. Bunlardan yalnız bir fırkası,
bu açıklamaları yaparken, kendi düşüncelerini, görüşlerini karışdırmamış, bir
değişiklik ve ekleme yapmamışlardır. Bu doğru îmânlı fırkaya (Ehl-i
sünnet) veyâ (Sünnî) denir. Şübheli âyetleri ve
hadîsleri yanlış te’vîl ederek i’tikâdı bozulan yetmişiki fırkaya
(Bid’at) veyâ (Dalâlet) fırkaları yâhud
mezhebsiz denir. Bunlar da müslimândır. Fekat (Sapık)
yoldadırlar.
|
|