|
|
ZEKAT - ORUC - HAC - KURBAN ve FITRA
İmâm-ı Rabbânî "kaddesallahü teâlâ sirrehül azîz"
üçüncü cild, 17. ci mektûbunda buyuruyor ki:
(...İslâmın üçüncü şartı, malın zekâtını vermekdir. Zekât vermek,
elbette lâzımdır. Zekâtı seve seve ve islâmiyyetin emr etdiği kimselere
vermelidir. Bütün ni’metlerin, malların hakîkî sâhibi olan
Allahü teâlâ, zenginlere verdiği ni’metlerin kırkda birini, müslimânların
fakîrlerine vermelerini, buna karşılık, çok sevâb, katkat mükâfât vereceğini [ve
zekâtı verilen malı elbette artdırırım ve hayrlı yerlerde kullanmanızı nasîb
ederim. Zekâtı verilmiyen mâlı, derd ile, belâ ile istemiyerek harc etdiririm,
elinizden alır, düşmanlarınıza veririm, siz de bu hâli görür, kendinizi yer,
yanıp kavrulursunuz!] buyurup da, bu kadar az bir şeyi [istediğin herhangi bir
din kardeşine] vermemek, ne büyük insâfsızlık ve inâdcılık olur.
Allahü teâlânın emrlerini yapmamak, hep kalbin bozuk
olmasındandır. Kalbin bozuk olması, islâmiyyete tam inanılmamasıdır. Mü’min
olmak için, yalnız kelime-i şehâdeti [Eşhedü en lâ...] söylemek yetişmez.
Münâfıklar [kalbi kâfir olduğu hâlde, müslimân görünen zındıklar] da bunu
söylüyor. Kalbde îmân bulunduğuna alâmet, islâmiyyetin emrlerini seve seve
yapmakdır. Zekât niyyeti ile fakîre bir altın vermek, yüzbin altın sadaka
vermekden dahâ sevâbdır. Çünki, zekât vermek, farzı yapmakdır. Zekât niyyeti
olmadan verilenler ise, nâfile ibâdetdir. Farz ibâdetin yanında nâfile
ibâdetlerin hiç kıymeti yokdur. Deniz yanında, damla kadar bile değildir. Şeytân
aldatarak, kazâları kıldırtmıyor, nâfile kılmağı, [nâfile hacca ve ömreye
gitmeği] güzel gösteriyor. Zekât verdirmeyip, nâfile hayrları, göze güzel
gösteriyor. [Sünnetlerin ve nâfilelerin, söz verilen büyük sevâbları, farz borcu
olmıyanlar, kazâlarını ödeyenler içindir. Kazâsı olanların, farzlardan başka
hiçbir ibâdetlerine, hiç sevâb verilmez.]
İslâmın şartının dördüncüsü, mubârek Ramezân ayında, hergün oruc
tutmakdır. Mubârek Ramezân ayında hergün, muhakkak oruc tutmalıdır. Olur olmaz
sebeblerle, bu mühim farzı elden kaçırmamalıdır. Peygamberimiz “sallallahü
aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Oruc, mü’mini Cehennemden koruyan bir
kalkandır). Hastalık gibi, mecbûrî bir sebeble oruc tutulmazsa, [gizli
yimeli ve özr bitince] hemen kazâ etmelidir. Hepimiz Onun kuluyuz. Başı boş,
sâhibsiz değiliz. Sâhibimizin emrlerine, yasaklarına göre yaşamalıyız ki,
azâbdan kurtulabilelim. İslâmiyyete uymıyanlar, inâdcı kul, aksi, âsî me’mûr
olur ki, cezâ çekmeleri lâzım gelir.
İslâmın beşinci şartı hacdır [ömründe bir kerre, Mekke şehrine
gidip, hac vazîfelerini yapmakdır]. Hac vazîfesinin şartları vardır. Hepsi, fıkh
kitâblarında yazılıdır. Hadîs-i şerîfde, (Kabûl olan bir hac, geçmiş
günâhları yok eder) buyuruldu.)
Fıtra ve kurban sevâbından da mahrum kalmamalıdır. Kurban kesen,
kendini Cehennemden âzâd etmiş olur. Bir hadîs-i şerîfde, (Hasîslerin en
kötüsü, [kesmesi vâcib olduğu hâlde] kurban
kesmiyendir) buyuruldu. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” iki
kurban keserdi. Biri kendisi için, biri de ümmeti için idi. Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” için de kurban kesmek müstehabdır ve çok
sevâbdır.
|
|