HUZUR PINARI

”İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli...”
”Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir...”

www.huzurpinari.com
www.serenityfountain.org

10.8.2006


BÜTÜN KEMALATI VE ÜSTÜNLÜKLERİ
KENDİNDE TOPLAMIŞTIR

Akıl sâhibi olan herkesin açıkça gördüğü gibi, kâinâta ibret nazarı ile bakıldığında, kâinâtdaki bütün işlerin ve hâllerin bir nizâm [düzen] içinde, değişmeyen kanunlara bağlı olduğu görülür. O kanunları koyan ve aynı şeklde hıfz eden bir Hâlıkın [yaratıcının], yani vâcib-ül vücûd olan, Allahü teâlânın lâzım olduğu, akl-ı selîm sâhibi olanlarca hemen anlaşılır. İşte Cenâb-ı Hak, bu mebde-i evvel (Her şeyin ilk başlangıcı) ve keyfiyyeti, nasıl olduğu akıl ile anlaşılamayan, ezelî ve ebedî olan, mutlak yaratıcıdır. O, bütün kemâlâtı ve üstünlükleri kendisinde toplamıştır. Ehaddir, yani zâtında, fîillerinde ve sıfatlarında birdir. Benzeri yoktur.

Allahü teâlâ birdir, ezelîdir, ebedîdir ve kadîmdir. Her türlü değişmekten uzaktır. Ondan başka her şey, bu varlık âleminde, zaman geçmesi ile eskiyerek bozulur ve değişmelere uğrar. Allahü teâlâ ise, her türlü değişiklikden berîdir, uzaktır. O, hiç değişmez. “Bir, bir daha, iki eder” sözü zamanla hiç değişmiyeceği gibi, asırlar ve zamanın geçmesi de, Allahü teâlânın birliğini, ilmini ve kudretini değiştirmez.

Akıl gibi bir nîmet verilmekle, diğer mahluklar içinden seçilmiş olan insan, yeryüzünde yaratıldığından beri, Allahü teâlânın var olduğunu anlamaktadır. Bu hakîkat, her din ve mezhepte, değişik bir şekil ile açıklanarak, ortaya konmuştur. Fakat, insanların akılları değişik, anlama kâbiliyetleri farklı olduğundan, herkes yaratıcıyı aradığında, O'nu kendi tabîatına, meşrebine, ilim ve idrâkine uygun bir tarzda tasavvur etmiştir. Onu kendi anlayışına ve meşrebine göre târîf etmiştir. Çünki insan, aklının aczi ve noksanlığı sebebi ile anlamadığını, bilmediğini, bildikleri gibi sanmıştır. Hakîkati bulduk diyenlerin çoğu, mecûsîlik, putperestlik gibi şerrin, bâtıl şeylerin tam içine dalmışlar, bu sebep ile şirk ve dalâlete düşmüşlerdir. [Cevâb Veremedi]
"KİMLERDEN UZAK DURALIM?"

Abdullah bin Zeyd hazretlerine, "Kimlerden uzak duralım?" diye soruldu. Cevâben; "Arzu ve istekleri peşinden koşanlarla berâber oturup kalkmayınız. Onlarla konuşmayınız. Çünkü, sizi kendi sapıklıklarına düşürmelerinden zihninizi karıştırmalarından korkuyorum." buyurdu.

Bir tanıdığı arkadaşından şikâyet etmişti. "Sana, din kardeşinden istemediğin bir şey ulaşırsa, onun için bir özür ara. Bir mâzeret bulamazsan, kendi kendine, belki benim bilmediğim bir durum vardır, de" buyurdu.

Bid'at yâni dinde sonradan ortaya çıkarılan ve dindenmiş gibi olan hurâfelere ve bid'at sâhiblerine çok kızar ve şöyle derdi: "Bid'at ehli ile oturmayınız. Onlarla sohbet etmeyiniz. Zîrâ sizi dalâlete düşürebilirler veya bilmediğiniz kötülüklere bulaştırabilirler. Bir kimse bir bid'at ortaya çıkarırsa onunla harb ederim."

İlim sâhipleri sorulduğunda: "Âlimler üç kısımdır. Bir kısmı, ilmi ile amel eder, insanlar da onun ilmiyle amel ederler. Diğer bir kısmı, ilmi ile amel eder, fakat insanlar onun ilmiyle amel etmez. Başka bir kısmı da ilmiyle kendisi amel etmediği gibi insanlar da amel etmez." buyurdu.

Kendisine münâfıkların âhiretteki hâlleri nasıldır? denildi. Buyurdu ki:"Kıyâmet günü Arş-ı a'lâ tarafından bir münâdî Yûnus sûresi 62. âyet ile meâlen; "Ey Allah'ın sevgili kulları! Sizin için bir korku yoktur. Siz mahzûn da edilmezsiniz." nidâ eder. Bu nidâdan sonra herkes başını yukarı kaldırır ve; inandık îmân ettik, derler. Ancak, münâfıkların başları hiç yukarı kalkmaz ve eğik kalır." [Huzur Pınarı Mail Grubu]
GECE MEKRUH VAKİT YOKTUR

Sual: Yatsıyı geciktirip gece yarısından sonra, yani mekruh vakte girince kılarken, mekruh vakitte sünnet kılınmadığı için sünnetlerini kılmamak mı gerekir?

CEVAP
Mekruh vakitte sünnet kılınmaz; ancak akşamdan sabaha kadar mekruh vakit yoktur. Nafile veya sünnet kılınır. Mekruh olan, sünnet veya nafile kılmak değil, yatsının farzını gece yarısına kadar tehir etmektir. Yatsıyı geciktirerek farzı mekruh olarak kılınsa da, sünnetler yine terk edilmemeli, ilk sünneti de, son sünneti de kılmalı. Vitir zaten gece namazıdır, imsak vaktine kadar kılınır.

Sabahın sünneti ile ikindinin sünneti, farzdan sonra kılınmaz. Bunları farzdan sonra kılmak mekruhtur. Akşama 40 dakika kalınca artık mekruh vakit girdiği için, o günün ikindinin farzı kılınmamışsa, sadece farzı kılınır, sünneti kılınmaz.
GÜNÜN SÖZÜ

“Gıybet eden sus diyene yüz şehid sevabı var.”