|
HUZUR PINARI ”İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli...” ”Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir...” www.huzurpinari.com www.serenityfountain.org 17.9.2006 |
|
Ehl-i sünnet i’tikâdı, sana önce, lâzım olan, Yetmişüç fırka var, ammâ, Cehennemlik geri kalan, Müslimânlar, hep sünnîdir; cümlenin reîsi Nu’mân. Cennet ile müjdelendi; îmânda bunlara uyan. İ’tikâdı sağlam edip; sonra islâmiyyete bağlan! İslâmın beş şartını yap; harâmlardan sakın hemân! Bir günâhı işler isen, tevbe et, kaçırma zemân! Kim ki uymaz islâmiyyete, birgün olur, elbet pişmân. Dinsize sakın aldanma, mahv olursun sen de, amân! Tatlı söze inanırsan; olur sonra, hâlin yamân! İki yüzlüler çoğaldı: dışı melek, içi yılan, Tuzağa düşürmek için; dost görünür, hem de candan. Herkes kendin haklı sanır: Kötü der, bana uymayan. İslâmiyyet terâzidir, odur haklıyı ayıran! İslâma uymıyan bil ki; doğru yoldan sapık insan. Bu söze inanır elbet: Târîhi iyi anlıyan... |
|
(Kuddise sirruh) Bir gün sed kenarında hasır koltuklarında İstanbul'a doğru bakarlarken yanındakilere dönerek;
"Şu İstanbul ne garip belde! İnsan mümin olmak için de, kâfir olmak için de burada her vâsıtayı, her imkânı bulabilir." buyurdu. Bir gün bir derslerinde şöyle buyurdular: "Bizim meclisimizde bulunanlar, sükût içinde otursalar ve sükûttan başka bir şey görmeseler bile, din bahsinde âlim geçinenlerin hatalarını keşfederler, bir bir çıkarırlar." Kapalıçarşı'dan geçerken karşılarına tanıdıkları bir dükkancı çıktı. Adam hal hatır faslından sonra; "Efendim. Duâ edin de Allahü teâlâ ümmet-i Muhammed'i kurtarsın." deyince, o da cevâben: "Siz bana o ümmeti gösterin. Ben de kurtulduğunu haber vereyim. Hani nerede o ümmet!" buyurdu. Talebelerinden Hâfız Hüseyin Efendi anlatır: Tahsîlimi İstanbul'da yaptım. Arabî ve Fârisî'yi iyi bilirdim. Her toplulukta söz sâhibiydim. Bir gün beni Abdülhakîm Arvâsî hazretlerine götürdüler. Maksadım orada da söz sâhibi olmaktı. Kendisine çok yakın bir sandalyeye oturdum. Sohbete başladı. Hemen sonra sandalyede oturmaktan hayâ edip, yere indim. Sohbette, hiç bilmediğim, duymadığım şeyleri anlatıyordu. Yakınında yere oturmaktan da hayâ edip biraz geri çekildim. Biraz daha biraz daha derken nihâyet kendimi kapının önünde buldum. Nerede ise kapıdan dışarı çıkacak hâle gelmiştim. Ben yıllarca şeyhlik postunda oturmuş talebeleri olan biriydim. Seyyid Abdülhakîm'i görünce ancak talebe olacağımı anladım ve talebelerime: "Seyyid Abdülhakîm Efendiyi görünce, tanıyınca şeyhliğin ne olduğunu anladım, eteğine yapışmaktan başka işim kalmadı." dedim. O büyük zâta talebe olmakla şereflendim. Otuz yıl boyunca yanından ayrılmayan yakını Şakir Efendi anlatır: Bir sabah dergâhın mescidinde namaz kılıyorduk. Efendi ile ikimizdik. Her zamanki gibi beni imâm yaptılar. Mescidin giriş kısmı baştan başa camekân olduğundan girişteki sofa şeklinde oturma yerinden mescidin içi apaçık görülürdü. Biz namaza hazırlanırken zevcem de gelip sofa kısmında çaylarımızı hazırlamaya koyulmuştu. Namaz ve duâ bitince, sofaya geçtik. Gördük ki semâverin etrafında iki çay bardağı yerine bir sürü bardak. Zevceme, bu kadar bardağa lüzum olmadığını söyleyip, niçin ikiden çok bardak getirdin, deyince, şu cevabı aldım: "Hayret! Arkanızda büyük bir cemâat vardı. Şimdi dağılmış." Yine Şakir Efendi naklediyor: İzmir'de Hisar Câmiindeydik. Huzurlarına on iki yaşında bir çocuk getirdiler. Çocuk dilsizdi. Anne ve baba çocuklarını kapmış, haberini aldıkları bu Allah'ın sevgili velî kulunun huzûruna duâ etmesi için getirmişlerdi. Çocuk yürüyüp geldi. Ellerini öptü. Abdülhakîm Efendi hazretleri çocuğa kısa bir nazar etti ve; "Oğlum ismin nedir?" diye sordu. Çocuk birden cevap verdi: "Ahmed!" Anne ve baba çocuklarının konuştuğunu görüp, hayretler içinde sevinç gözyaşları döktüler. [Huzur Pınarı Mail Grubu] |
|
HAMD VE ŞÜKÜR Sual: Hamd ve şükür arasında fark var mıdır?
CEVAP Hamd, bütün nimetleri Allahü tealanın yarattığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemek demektir. Şükür, bütün nimetleri İslamiyet'e uygun olarak kullanmak demektir. Herhangi bir kimse, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, herhangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir suretle hamd ederse, bu hamd ve övgülerin hepsi, Allahü tealanın hakkıdır. Her şeyi yaratan, terbiye eden, yetiştiren, her iyiliği yaptıran, gönderen hep O’dur. Kuvvet ve kudret sahibi yalnız O’dur. O hatırlatmazsa, kimse, iyilik ve kötülük yapmayı irade, arzu edemez. Kulun iradesinden sonra, O da istemedikçe, kuvvet ve fırsat vermedikçe, hiçbir kimse, hiçbir kimseye, zerre kadar, iyilik ve kötülük yapamaz. Kulun istediği her şeyi, O da irade ederse, dilerse yaratır. Yalnız O’nun dilediği olur. İyilik ve kötülük yapmayı, çeşitli sebeplerle hatırlatmaktadır. (Bütün dini suallerinizi mehmetali.demirbas@tg.com.tr adresine sorabilirsiniz.) |
|
GÜNÜN SÖZÜ
“En iyi iş, iyi insanlarla beraber olmak, en kötü iş kötü insanlarla beraber olmaktır.”
|