HUZUR PINARI

”İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli...”
”Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir...”

www.huzurpinari.com
www.serenityfountain.org

19.9.2006


HAK SÖZÜN VESİKALARI

İmam-ı Rabbani hazretlerinin baba ve dedelerinin hepsi ilim ve ihlas sahibi olup, zamanlarının meşayıhından, ekabirinden idi. Hepsi çok muhterem ve Evliya-i kiramdan idi.

Mevlana Ahmedi Namık-i Cami ve Halilullah-ı Bedahşi gibi büyük Veliler, İmam-ı Rabbani hazretlerinin geleceğini önceden haber vermişlerdi. Hatta, Resulullah efendimiz, onun geleceğini müjdelemişti. İmam-ı Süyuti, bu hadis-i şerifi, İbni Mes'ud Abdürrahman ibni Yezidden, O da Hazret-i Cabirden rivayet ederek bildiriyor. Hadisi şerif budur: (Ümmetimden Sıla isminde biri gelir. Onun şefaati ile, çok çok kimseler Cennete girer.) Sıla, birleştirici demektir. Tesavvufu fıkıh bilgileri ile birleştirdiği için bu isim, İmam-ı Rabbani hazretlerine verildi. Zamanın âlimleri, Ona bu isim ile hitab eylediler. Kendisi de, oğlu Muhammed Masum hazretlerine yazdığı bir mektubda, (Beni iki derya arasında sıla yapan Rabbime hamd ederim) diye buyurmaktadır.

971 hicri senesinde dünyaya teşrif eyledi, 1034 [m. 1624] senesinin Safer ayının yirmidokuzuncu salı günü vefat eyledi. Daha çocuk iken, mübarek, temiz alnında, olgunluk, vilayet ve hidayet nurları parlıyordu. Çok küçük iken, şah Kemal Kihteli-yi kadirinin bereketli nazarlarına kavuşmuştu. O anda nispeti kadiriyyeyi Ona ilka eylemişti.

Kısa zamanda Kur'an-ı kerimi ezberledi. Sonra babasından ve zamanın en büyük âlimlerinden ilim tahsil eyleyip, büyük âlim oldu. Yüksek babasından çok istifade eyleyip, huzurunda tevhid marifetlerine kavuştu. Çeştiyye ve Kadiriyye silsilelerinde irşat icazeti aldı. Babasının kaimi makamı oldu. Onyedi yaşında, zahiri ve batıni (kalbe ait) ilimlerin üstadı oldu. Bunları neşir etmeğe ve büyük iki yolda talebe yetiştirmeğe başladı. Nakşibendiyye büyüklerinin kitaplarını seve seve okur, bu yolun büyüklerinden birine kavuşmağı candan arzu ederdi. Bu arzu ve iştiyakını bu yolun büyüklerinden, irşat ve hidayet sahibi, İslamiyet'in kuvvetlendiricisi, hakikatlar sahibi, hace Muhammed Baki hazretlerinin eşsiz sohbet ve huzuruna kavuşuncaya kadar kalbinde sakladı. [Hak Sözün Vesîkaları]
SÖZ GERİ DÖNMEZ

Mehmed Emîn Tokâdî hazretlerinin İstanbul'da insanları irşâd ile meşgûl olduğu ve insanlara Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını öğretip saâdete ermeleri için rehberlik yaptığı sıralarda İstanbul'da Antepli ismiyle meşhur bir vâz hocası vardı. Bu kimse çok inatçı olup, Mehmed Emîn Tokâdî hazretlerinin büyüklüğüne, evliyâ ve mürşid-i kâmil olduğuna inanmaz ve konuştuğu meclislerde uygunsuz sözler söylerdi. Bir gün bu hoca, Unkapanı'nda bir çeşmede yüzünü yıkıyordu. Mehmed Emîn Tokâdî hazretleri de oradan geçiyordu. Antepli vâizin yakınlarından biri; "İşte bu gelen, Tokâdî Emîn Efendidir!" diyerek gösterdi. Antebli vâiz alaylı bir tavırla ona baktı ve birşeyler söyledi. Mehmed Emîn Efendi yanlarına gelip selâm verdi. Bu sırada Antebli hoca başını kaldırıp; "Bak Şeyh Efendi, benim gözlerim ağrıyor. Bana bir nefes eyle de gözlerimin ağrısı geçsin." diyerek alay etti. Bunun üzerine Mehmed Emîn Efendi; "Kör ol!" dedi ve oradan geçip gitti. Antepli hocanın gözleri yavaş yavaş kapanmaya başladı. Mehmed Emîn Efendinin talebelerinden bâzıları Antepli hocanın yanına yaklaşıp; "Sen hocamıza karşı edepsizlik yaparak alay ettin! O da sana nefes etti. Sen artık kör olursun bunu bilesin." dediler. Antepli hoca yaptığı edepsizliğin farkına varıp Mehmed Emîn Efendinin evini öğrenip huzûruna gitti. Ayaklarına kapanıp; "Aman efendim kusurumu affedin." diye yalvardı. Bu yalvarması üzerine; "Hayır söz geri dönmez! Sonra yerine gözümüzün birini vermek gerekir." buyurdu. Antepli hoca bu sözleri işitince, o kadar çok yalvarıp özür diledi ki, Mehmed Emîn Efendi; "Hoş! Şimdi hiç olmazsa bâri bir nebzecik." dedi. Bundan sonra Antepli hoca on altı ay devamlı göz ağrısı çekti. Daha sonra Mehmed Emîn Efendinin duâsı ile göz ağrısından kurtuldu. Bu hâdiseden sonra ona son derece bağlı ve hürmetli, edepli oldu. Hattâ meclislerde, toplantılarda ve vâzlarından sonra; "Tokatlı Mehmed Emîn Efendimiz cennetliktir. Onun ayağının tozu toprağı olayım." der, böylece ona olan inancını ve sevgisini dile getirirdi. [Huzur Pınarı Mail Grubu]
Müctehid ve müceddid ne demektir?

Sual: Müctehid ve müceddid ne demektir? Herkesçe bilinen müceddidler kimlerdir?

CEVAP
Âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmiş olan din bilgilerini, toplayan, kitaba geçiren; açıkça bildirilmemiş, kapalı bildirilmiş olan bilgileri de anlayıp, açıklayabilen derin âlimlere Müctehid denir.

Hicretten 400 yıl sonra, müctehid yetişmedi. Müctehide ihtiyaç da kalmadı. Çünkü Allahü teâlâ ve Onun resulü Muhammed aleyhisselâm, kıyamete kadar, hayat şekillerinde ve fen vasıtalarında yapılacak değişikliklerin, yeniliklerin şamil olan ahkâmın hepsini bildirdiler. Müctehidler de, bunların hepsini anlayıp, açıkladılar. Sonra gelen âlimler, bu ahkâmın, yeni olaylara nasıl tatbik edileceklerini, tefsir ve fıkıh kitaplarında bildirirler. Müceddid denen bu âlimler kıyamete kadar mevcuttur. (S. Ebediyye)

Cahiller ve din düşmanları tarafından Müslümanlar arasına sokulmuş olan hurafeleri, bid’atleri, yanlış inançları, kendilerinden bir şey ilave etmeden dini eski haline getiren müceddidlerdir. Hadis-i şerifte, (Her yüz yılda bir müceddid gelir. Ümmetimin işlerini yeniler) buyuruldu. Mesela, sultanlar içinde Ömer bin Abdülaziz, din bilgilerinde İmam-ı Şafii, tasavvufta Maruf-i Kerhi, esrar bilgilerinde İmam-ı Gazali, feyz vermekte ve harikalar, kerametler göstermekte, Abdülkadir Geylani, hadis ilminde İmam-ı Süyuti, tarikat, hakikat ve akaid bilgilerinin inceliklerini açıklamakta ve kalplere akıtmakta İmam-ı Rabbani, müceddid idiler. Hepsi, İslamiyet’in yayılmasına, kuvvetlenmesine hizmet ettiler. (Mekatib-i şerife)
GÜNÜN SÖZÜ

“Yolun esası tatlı dil, güler yüzdür.”