|
HUZUR PINARI ”İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli...” ”Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir...” www.huzurpinari.com www.serenityfountain.org 12.3.2010 |
|
İhlas elde etmenin tek yolu sohbettir
Sohbet; konuşmak değil, beraber olmakdır. Sohbetin esası kâlb ilmidir, beyin ilmi değildir. Bilgi akıtmak değil, feyz akıtmaktır. Feyz, kalpten kalbe intikal eder. Konuşmakla değil, sevgi ve muhabbetle akar. Mehmed Ma’sum hazretleri; "Mü’minin en büyük zararı, sevaptan mahrum kalmasıdır. Birisi sizi yemeğe davet etse, oraya sadece karnınızı doyurmak için giderseniz, hiç sevap alamazsınız, kaybedersiniz. Fakat mü’min kardeşimin davetine icabet etmek sünnet diye niyet ederseniz, sevap kazanırsınız" buyuruyor. Onu sevindirmek için ve onun ikram ettiği helal rızkları yeyip Rabbime ibadet edeceğim... gibi başka niyetlerde olursa, her niyet için ayrı sevab kazanılır. Velhasıl bütün bunlar, hep niyete bağlıdır. Mü’minin bütün hayatındaki kayıp veya zarar, niyetli olmak veya niyetsiz olmağa bağlıdır. Yemek veren, niçin verdiğinin hesabını verecektir. Bütün insanları perişan eden, helak eden, iki şey; servet ve şöhrettir. Yapılan herhangibir iş, şöhret için olursa, büyük felakettir. Ya rabbi, Senin dinine ve senin kullarına hizmet etmek için diye niyet edilirse seadettir. Helal lokma, helal rızık, hem kalbe hem bedene şifa verir. Hediye ise mutlak şifadır. Hatta hadis-i şerif var: Cenab-ı Peygamber aleyhisselatü vesselam buyuruyor ki; Hediyeleşin, birbirinize karşı olan sevginiz artar. Sevgi o kadar mühimdir ki, bu kainatın yaratılmasına sevgi sebep olmuştur. Eğer Allahü teala Cenab-ı Peygamberi aleyhisselatü vesselam sevmeseydi, Ona Habibim demeseydi bu kainatı yaratmazdı. Ey habibim, sen olmasaydın hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor. Abdülhakim efendi hazretleri buyuruyorlar ki; Bütün peygamberler Allahü tealaya aşıktır, Allahü teala da Peygamberimize aşıktır. Sevgide akıl durur. Cenab-ı Peygamberi kıranlar, Onu üzenler, nasıl hesap verebilecekler? Halbuki Allahü teala cennetini nasip edeceği bütün kullarının cennete girmesi için, tek kapıyı açık bırakmıştır: O da hazreti Peygamberin aleyhisselatü vesselam kalbidir. Onun Peygamberliğini kabul etmeyen, Onu razı etmeyen, cennete giremez. Onun varisleri var, vârislerininde kalbine dikkat etmek lazımdırki, kalbden kalbe muhabbet yolu vardır. O'nları inciten, Peygamber efendimizi incitir. Peygamber efendimizin vârisi olan büyüklerin hayatı, üç cümle ile özetlenebilir: "Okumak, okutmak, tatbik etmek". Yâni öğrenmek, öğretmek, ve öğrendiğini uygulamak. Birde; talebelerine herzaman nasihat olarak buyurmuşlarki: "Birlik ve beraberliğinizi koruyun, birbirinizi sevin, fitneden sakının". Fitne, dedikodu, gıybet herzaman bölünmelere, parçalanmalara sebep olur, hiçbirzaman faydalı olmamıştır. Hattâ, gıybet edene sus diyen yüz şehit sevabı alır buyuruluyor. Hattâ büyükler buyuruyorki; "Zayıf karakterli insanlar, bu zaaflarını gidermek için, güçlü insanların arasını açmak isterler, birinden diğerine laf taşırlar. Siz onlara kıymet vermeyin ve onları dinlemeyin". Yusuf-i Hemedani hazretleri senede bir ay Bağdata gelip vaaz edermiş. (Seyyid Fehim hazretleri de senede bir ay Vana gelip Şabaniye camiinde vaaz verir ve gidermiş). Bu vaazı dinlemeye üç arkadaş geliyor. Birisi kalbinden diyor ki; "Ya Rabbi bu ne bahtiyarlık bu ne saadet.. Bir Allah adamı bu memlekete gelmiş bize nasihat verecek, vaaz verecek. Biz ne kadar şanslı insanlarız" diyor. Birisi de diyor ki; "Bu hocalar para kazanmak için, şöhret kazanmak için kendi köylerinden kalkıp buraya geliyorlar. Ona bir soru soracağım ki cevabını veremeyecek, rezil olacak" diyor. Kalbinden kesinlikle reddediyor. Üçüncüsü de diyor ki; Madem gelmiş arkadaşlarım inşallah istifade eder ama burada hoca mı yok? Buradakiler de zaten bu halka yetiyorlar. “Ben de bir soru soracağım. Bakalım cevap verebilecek mi?” diyor. Biri tam teslim biri tam red, biri de ortada. Yusuf-i Hamedani hazretleri bakıyor, birinciye diyor ki; “Ey Abdülkâdir! Bu edebinin güzelliği ile, Allahü teâlâ’yı ve Resûlünü râzı ettin. Ben senin Bağdâdda bir kürsüde oturduğunu, çok yüksek bilgiler anlattığını ve; Benim ayağım, bütün evliyânın boyunları üzerindedir dediğini sanki görüyor gibiyim ve ben, yine senin vaktindeki bütün evliyâyı, senin onlara olan yüksekliğin karşısında boyunlarını eğmiş hâlde olduklarını görüyor gibiyim, sen o kadar büyük bir evliya olacaksın ki senin asrında senden daha büyük bir evliya olmayacak. Senin ayakların bütün o evliyaların omuzlarının üstünde olacak" buyuruyor. İkincisine geliyor, ona bakarak diyor ki; “Yazıklar olsun sana, ey İbn-üs-Sakkâ! Demek bana, cevabını bilemeyeceğim suâl soracaksın ha! Senin sormak istediğin suâl şudur. Cevabı da şöyledir. Ben anlıyorum ki, senden küfür kokusu geliyor, sen mürted olacaksın. Hem büyük alim olacaksın hem dinsiz olacaksın, mürted olacaksın" diyor. İbnüssakka, dicle nehrinin kenarında bir taşın üzerine oturur, Allah’ın var ve bir olduğunu üçyüz delil ile ispat edermiş. O kadar büyük alim olmuş. Sonra İstanbul’a gitmiş. Orada kötü insanlarla beraber olmuş ve İslamiyetden ayrılmış. Onun için mürted deniyor. Bu kadar çok ilmi onu kurtaramamış. İbnüssakka ihlassızlığı yüzünden, Allah adamlarına karşı edepsizliği ve buğzu yüzünden, kibiri yüzünden helak olmuş. Allahü teala ondan her şeyi almış, imanı almış, böyle helak etmiş. Allah adamlarına karşı olanlar paramparça olur. Üçüncüsüne diyor ki, “Sen de bana bir suâl soracaksın ve bakacaksın ki, ben o suâlin cevabını nasıl vereceğim. Senin sormaya niyet ettiğin suâl şudur ve cevabı da şöyledir. Fakat sen de edebe riâyet etmediğin için, ömrün hüzün ile geçecek, sen dindar olmazsın, dinsiz de olmazsın. Zengin de olmazsın, fakir de olmazsın. sürünüp gidersin" buyurmuş.. Hakîkaten Abdülkâdir-i Geylânî “kuddise sirruh” hazretleri, zâhirî ve bâtınî ilimlerde yetişti. Zamânında bulunan Evliyânın en üstünü, baş tâcı oldu. Öyle yüksek derece ve makâmlara kavuştu ki, insanlardan ve yüksek zâtlardan herkes gelerek, mübârek sohbetlerinden istifâde ederlerdi. Zamânında bulunan bütün Evliyâ, onun kendilerinden çok yüksek olduğunu bilirler ve üstünlüğü karşısında hürmette kusûr etmezler idi. Bunlar meydâna çıktıkça, Hâce Yûsuf-i Hemedânî hazretlerinin senelerce önce kerâmet olarak haber verdiği hâller anlaşılmış oldu. İhlas elde etmenin, ihlası düzeltmenin bir tek yolu vardır; O' da sohbettir. Sohbet demek, illa bir şeyler dinlemek, bir şeyler öğrenmek demek değildir. Sohbet; beraber olmak demektir. Sohbetin esası kâlb ilmidir, beyin ilmi değildir. Bilgi akıtmak değil, feyz akıtmaktır. Feyz, kalpten kalbe intikal eder. Konuşmakla değil, sevgi ve muhabbetle akar. Büyüklerin, Allah adamlarının isimleri anıldığı için hem rahmet yağar, hem de kalpten kalbe feyz akar. İki müslüman bir araya gelse, muhakkak kalpten kalbe feyz akar. Dolayısıyla, ihlasın kaynağı, ihlaslılarla beraber olmaktadır. İhlaslı olmak demek; Konuşmasında, oturmasında, yemesinde, içmesinde, herhangi bir dünyevi menfaati olmamak demektir. Her işi Allahü tealanın rızası için yapmaktır. Ufak bir dünya menfaati varsa, ufak bir egoizm varsa, zemzeme necaset damlatmak gibi olur. Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen Peygamber efendimizi (sallallahü aleyhi vesellem) sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir. O'nun vârislerinin de kıymetini iyi bilmelidir. Allahü tealaya emanet olunuz efendim. Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, Cuma gününü tebrik ederiz, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim. Ali Zeki Osmanağaoğlu Bir zamanlar Ehli Sünnetin Şerefli bayrağını Hiç yılmadan samimiyetle azimle taşıyan Anadolu'yu saran sinsi küfür kancalarını Müminlerin kalplerinden bir bir söküp atan Seyyid Abdulhakimdi o en nurlu soydandı Müminlere hakiki dost kafirlere düşmandı Mütevaziydi, konuşmazdı hiç kendi aklından Ben dediği işitilmedi naklederdi her zaman Öyle bir veliydi ki o secdeye vardığı an Nurlar saçılırdı arşa Kaşgari Dergahından Bugün her kim sahipse ilim amel ihlasa Ve kimin kalbinde bu yola muhabbet varsa Borçludur onun orada yaptığı büyük irşada Borçludur nurlu dergahında yetişen aşıklara O halde; evde , işte sohbette dualarımızda Rahmetle analım daima Seyyid Abdulhakimi Ve onu bize tanıtan , dünyayı nurladıran Ehli Sünneti cihana yayan, mürşidimizi Kutbi İrşad Hüseyin bin Said İstanbuli'yi (Huzur Pınarı Mail Grubu) |
|
Mübârek geceler, İslâm dininin kıymet verdiği gecelerdir. Allahü teâlâ kullarına çok acıdığı için, bazı gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki duâ ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibâdet yapması, duâ ve tevbe etmeleri için bu geceleri sebep kılmıştır. Kıymetli vakit, öğle namazı vaktinden, o gecenin sonuna, yani imsak vaktine kadar olan zamandır.
Mübârek geceleri ihyâ etmeli, yani kazâ namazları kılmalı, Kur'ân-ı kerîm okumalı, duâ ve tevbe etmeli, sadaka vermeli, Müslümanları sevindirmeli, bunların sevabını ölülere de göndermelidir. Mübârek gecelerde, tevbe ve istiğfar etmek, Allahü teâlâya ilticâ etmek, yalvarmak, günahlarını düşünmek, ayıplarını kusurlarını hatırlamak, kıyâmetteki azapları düşünüp korkmak, Cehennemin sonsuz acılarından titremek lâzımdır. Af ve mağfiret için çok yalvarmalıdır. Mübârek geceler şunlardır: 1-Kadir Gecesi: Ramazan ayı içinde bir gecedir. İmâm-ı Âzam Ebû Hanife “rahmetullahi aleyh” hazretleri; “27. gecesi olması çok vâki olur.” buyurdu. 2-Fıtr (Ramazan) Bayramı gecesi: Ramazanın son günü ile bayramın 1. günü, arasındaki gecedir. 3-Arefe Gecesi: Arefe günü ile Kurban bayramının 1. günü arasındaki gecedir. Arefe, Zilhicce’nin 9. günüdür. Başka günlere Arefe denmez! 4-Kurban Bayramı geceleri: Kurban bayramının 1, 2 ve 3. günlerinden sonraki gecelerdir. Bu 3 güne “Eyyâm-ı nahr” denir. 5-Mevlid Gecesi: Rebî’ul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğduğu gecedir. 6-Berat Gecesi: Şaban ayının 15. gecesidir. 7-Mirâc Gecesi: Receb ayının 27. gecesidir. 8-Regâib Gecesi: Receb ayının ilk Cuma gecesidir. 9-Muharrem Gecesi: Muharrem ayının 1. gecesi, Müslümanların kamerî yılbaşı gecesidir. 10-Aşûre Gecesi: Muharrem ayının 10. gecesidir. Bunlardan başka, Fıtr Bayramının diğer geceleri, Zilhicce ve Muharrem aylarının ilk on geceleri, haftanın her Cuma ve Pazartesi geceleri de mübârektir. Yukarıdaki on geceden beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci gecelere Kandil geceleri denir. (Huzur Pınarı Mail Grubu) |
|
Lokmân-ı Hakîm, oğluna bir nasihatinde şöyle dedi:
“Oğlum! Halkın isteğine, onların övme veya kınamalarına bakarak hareket etme; çünkü insan oğlunu razı etmek için her ne kadar uğraşsan yine onları hoşnut edemezsin”. Bunları söyledikten sonra şu misali verdi: “Bir adam, oğlu ve merkebiyle birlikte evden dışarı çıktılar. Babası merkebe bindi, oğlu da onun ardından yaya olarak yürüyordu. Bir yerden geçerken orada toplanmış bir grup insanlar kendi aralarında, onların hakkında şöyle dediler: “Bu şefkatsiz babaya bakınız; kendisi merkebe binmiş, çocuğunu ise kendi peşinden salarak yaya olarak götürüp gidiyor. Bu adamın hareketi ne kadar da çirkin bir harekettir!” Adam şöyle dedi: “Bunların sözlerini duydun mu? Şimdi de sen merkebe bin ben yaya olarak senin arkandan geleyim.” Oğlu babasının sözü üzerine merkebe bindi, baba da yaya olarak onunla hareket etti. Yine diğer bir grupla karşılaştılar. Onlar da şöyle dediler: “Bu oğlan ne kadar edepsiz! Kendisi merkebe binmiş, baba da yaya olarak onun ardınca gidiyor” Adam oğluna; “Bunların da sözlerini duydun mu? Gel, şimdi de her ikimiz eşeğe binelim” Her ikisi merkebe binip hareket ettiler. Az sonra, diğer bir grupla karşılaştılar. Onlar da kendi aralarında şöyle dediler: “Bu iki şahısın kalbinde merhamet diye bir şey yoktur; her ikisi bu hayvana binmişler, zavallı hayvanın bunların ağırlığından beli kırılıyor; eğer biri binip diğeri yayan gitseydi iyi olurdu” Adam oğluna dönerek; “Duydun mu?” dedi. Oğlu da; “Evet, duydum” dedi. Adam: “Şimdi hiç birimiz hayvana binmeden onunla yaya olarak gidelim” dedi. Bu karar üzere, merkebi öne salıp kendileri de onun peşinden yürümeye başladılar. Onları görenler: “Ne akılsız insanlar var, hayvan boş giderken kendileri yayan yürüyorlar” dediler. Lokmân-ı Hakîm, oğluna şöyle dedi: “İşte görüyorsun, insanları razı etmek mümkün değildir. Binaenaleyh ümidini, halkın hepsini razı etmekten kes ve Allah’ın rızasını kazanmak peşinde ol; çünkü dünya ve ahiret seadeti bundadır.” (Huzur Pınarı Mail Grubu) |
|
GÜNÜN SÖZÜ
“Peygamber efendimize kadar dayanmayan ilimde fayda yoktur.”
|