Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 736


Enver abim buyurdular ki;
 
Şâh-ı Nakşibend hazretleri "kuddise sirruh" talebesinin birini, Buhara'ya göndermiş, şunu şunu al da gel, demiş. O da; emriniz olur hocam, demiş. Yolda giderken hem konuşuyor, hem de nefsine, sen beni mahvettin, yüzbin şeytandan daha tehlikelisin, diyormuş. Derken, karşısına çok nurani, çok mübarek bir zât çıkmış, ne oluyor, buyurmuş. Hocam, nefsimle bir türlü baş edemiyorum. Beni perişan ediyor. Ona kızıyorum, demiş. Kızmanın ne faydası var? Sen köpeğe kızsan, köpek köpeklikten çıkar mı? Nefsin daha çok azar ve azdırır. Sana bir nasihat vereceğim. Beni dinlersen, bu ilacı kullanır, dediğimi yerine getirirsen, ondan çok rahat edeceksin. Azgınlık, hiçbir şey olmayacak. Yeter ki, ilacı içeceksin, buyurmuş. Hocam hemen söyleyin, demiş. Buyurmuş ki; İlacın birisi; ilim, amel, ihlas. Bunlarda bir noksanlık varsa, ikinci ilacın sana hiç faydası olmaz. Bunlar ayrılmaz. Senin ya ilmin noksan, ya amelin noksan veyahut da Allah için yapmıyorsun. İkincisi, hocana sormadan bir şey yapmayacaksın. Çünki, insanın nefsini en parçalayan şey, sormaktır. Sen sormadan yapıyorsun, ondan sonra da çok pişman oluyorsun. Bir daha yapma, demiş. Alış veriş yapmış, gelmiş, Şâh-ı Nakşibend hazretleri gülmeye başlamış. Yolda başına ne geldi, demiş. Hocam, nefsime çok kızıyordum, çok nurani bir zât karşıma çıktı, hocana sormadan adım atma dedi, demiş. O, Hızır 'aleyhisselam'dı kardeşim, sana çok acıdığı için, sana bir defa daha söyledi, buyurmuş.
 
ali zeki osmanağaoğlu

İSTATİSTİKLER

Bugün:528
Dün:1,533
Bu Ay:31,255
Toplam:13,540,826
Online Ziyaretçiler:4
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842