Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 840

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim

ali zeki osmanağaoğlu


Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer....
 
Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder.
 
O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir...
.......... ...

Geçen haftanın devamı :

2007 senesi, Haziran ayının 4 ü...
Enver abim İhlas Holding'de Kendilerinin de namaz kıldıkları (odalarının bulunduğu kattaki) mescidde ikindi namazına, huzurpınarına hizmet eden arkadaşları davet etmişlerdi. Ayrıca kalabalık bir cemaat vardı.

O gün Enver abim buyurdu ki;
 
Padişahın hizmetçisi yalvarıp yakarıyormuş Cenab-ı Hakka; birgün padişahın yatağında yatabilsem diye. Ben kulübede yatıyorum, o ne saltanat içinde yatıyor. Laf, laf, laf... Gitmiş padişahın kulağına. Gidin, yıkayıp, paklayıp getirin demiş. Gitmişler, devlet kuşu kondu başına demişler. Padişahın yatağında yatacaksın. Ne? Emir öyle. Yatırıyorlar yatağa, sabah da çıkartıyorlar padişahın karşısına. Anlat bakalım diyor, bu gece kaç saat uyudun, rahat ettin mi? Yatak, döşek iyi mi? Oda da, yatak da senin olsun, döşek de senin olsun, ben kulübeme gidiyorum diyor. Neden? Sabaha kadar damla uyku uyuyamadım. Neden? Kafamın üzerinde kocaman bir taş vardı, devamlı sallanıyordu. Ha düştü, ha düşecek. Padişah; Ben her gün bu yatakta yatıyorum. Allah'tan kork! ...
 
Onun için Enver abiye yardımcı olun. Pilot hata yaparsa herkes gider. Kaptan yanlış yaparsa gemi batar. Şoför yanlış yaparsa kaza yapar. O halde, nasıl şoförün takva sahibi olduğuna değil, sanatına bakın. Sorar mısın kaptana; Ey kaptan namaz kılıyor musun? Sana ne! Sen yürümene bak. Bakış açılarımız, ölçülerimiz farklı olmalı. Şoför başka, cami imamı başka tabi ki. Ama o şoförün değerini lütfen bilin çünki, hayatımız biraz da onun süreceği arabaya bağlı. Gel de dua etme şimdi.
 
Fakirullah hazretleri var Tillo'da, Marifetname kitabının yazarı İbrahim Hakkı Efendi hazretlerinin mürşidi. İsmail Fakirullah hazretleri birgün bir talebesini suya göndermiş. Git şu ibriği şu çeşmeden doldur gel. O çocuk da almış ibriği gitmiş çeşmeye doldurmağa. Oyuna dalmış. Öğlen geçmiş, ikindi geçmiş... Derken aklı başına gelmiş. Hemen gitmiş çeşmenin başına, suyu doldurup gelmiş ama hakikaten mahzun, üzgün bir halde. Oradaki öğrenciler, sen nasıl geç kalırsın, hocamızı bekletirsin diye yer misin yemez misin, dövmeye başlamışlar. Derken, Fakirullah hazretleri acele ile telaşla koşarak geliyor, durun yapmayın, yapmayın diyor. Duruyorlar, hocam bu hata işledi, hak etti diyorlar. Hiç de hak etmedi ve çok da günaha girdiniz, helalleşin dedi. Mübarek zat; Nazar ettim, bizim kısmetimiz olan su dağdan yeni geliyordu. Bu arkadaşınız o suyu almağa gittiği zaman henüz bize tahsis edilen su çeşmeye gelmemişti. Allahü teala ona unutturdu. Vakit doldu, bizim su çeşmeye geldi ve o çocuk kovayı doldurdu. Siz de bunu dövdünüz, şimdi nasıl helalleşeceksiniz? Elini mi öpersin, ayağını mı öpersin, yanağını mı öpersin, affet bizi mi dersin? Düşünün ki kısmet olmayan su eve gelmiyor. İşte herkesin rızkı, o kadar kesin tayin edilmiştir. Dolayısıyla hiç bir Allah'ın kulu rızkı için üzülmemelidir. Peki çalışmalı mıdır? Çok! Çünki, çalışmak ibadettir. Ama o çalıştığımızla rızkımızın hiç bir ilgisi yoktur.
 
Bir delikanlı genç işsiz kalmış. Gitmiş iş aramaya. Ağanın yanına git, bahçesi sulanacak demişler. Buna işi vermişler, su taşıması için ip, kova ve omuzunda taşıması için sopa vermişler. İşe başlamış. Şans bu ya, kovanın biri sağlam biri delik. Sağlam kova hiç su akıtmıyor, delikli kovanın yarısı yolda boşalıyor, yarısı geliyor. Yani iki kova ile gidiyor, bir buçuk kova ile dönüyor. Bu, iki sene sürüyor. Sağlam kova, delikli kovaya meydan okumaya başlıyor, hakaret etmeye başlıyor. Sen zaten ne işe yararsın, yine bende iş var, bir damla suyu zayi etmeden getiriyorum diyor. Senin getirdiğinin yarısı boşa gidiyor, sen hep yarım adamsın, yarım olarak getiriyorsun. Akla ne gelirse söylüyor. Artık delikli kovanın burasına geliyor. Artık sucu başına diyor ki, yeter bu kadar. Artık uğradığım hakaretler yeter bu sağlam kovadan diyor. Her gün tafra, tafra, hakaret ediyor. Ben buna dayanamıyorum, ya kır beni, ya da yama, ne yaparsan yap, yeter ki sağlam olayım. Öyle mi diyor, sucu çocuk. O zaman bugün su taşımayalım da beraber bir gezelim diyor. Gitmişler dereye. Buradan bahçeye kadar gidelim demiş. O zaman tabi yollar dar. Yolda gelirken demiş ki delikli kovaya, sen hep omuzumun sağ tarafındaydın, öteki de sol. Şu yolun iki tarafına bak demiş. Senden akan sulardan ne güzel güller, yeşillikler, bitkiler büyüdü ama öteki taraf kup kuru. Bir taraf kuru, bir taraf mükemmel, hayat. İşte kibirli insanlar dolu kovaya benzer ama etrafa bir damla faydaları olmaz. Diyor ki; Senin gibi delikli kovanın, hem kendine faydası var, hem bana faydalı, hem de toprağa faydası var. Güller yetişti senin geçtiğin yerlerde. Hangisi olmak istersin, ondan mı, bundan mı? O da diyor ki; Biraz daha delsen iyi olur galiba... Onun için, kibirli insanların hiç faydası yoktur. Bir insan kibirli mi, değil mi faydasından belli olur. Eğer dağıtmıyorsa, vermiyorsa bil ki o berbat dolu kovadır, işe yaramaz. Eğer eli açıksa yani delikleri varsa tamam.
 
Netice, geçen sene Enver abi ölümden döndü. Bakın neşeli, aranızda. Elhamdülillah. Allahü teala hayırlı ömürler versin. Mektubat'ta buyuruluyor ki; Padişahın yanındaki sadrazamın beş dakikası, köylü dayının bin senesine bedeldir ama o padişahın yanındaki vezirin hayatı da aslanın ağzındaki değil midesindeki yem gibidir. Her an ölüm vakidir.
 
Hazret-i Ömer bir dirheme satmak istemiştir o emirliği, o hilafeti ama tabi kimse alır mı? Bir vücutta baş ne kadar ehemmiyetli ise bir şirkette de baş o kadar kıymetli ve ehemmiyetlidir. Ama vücutsuz baş, başsız vücut bir işe yaramayacağı gibi bu Müslümanlar da bir ümmettir. Ümmet demek bir insan demektir. Bir insanda otuz trilyon hücre var. Hepsi bir yere bağlı. Dolayısıyla bağlantısız bir hücre, anında kansere dönüşür. Siz bağlantısız olmaktan korkun. Bir başa bağlıysanız, gidin yatın uyuyun.
 
Allahü teala Kur'an-ı kerim'de mealen buyuruyor ki ; Sizin için barış hayırlıdır. O halde, Allah'ını seven Allaha kurban olsun. Onun emri, her emrin üzerindedir. O, her şeyin üstündedir. O mealen buyuruyor ki ; Sizin için barış hayırlıdır. Bize çok sorular soruluyor. Tabii Enver abinin hep verdiği istikamet, barışın. Mahkemelik olmayın, hele hele ahirete intikal ettirmeyin çünki ahiret bildiğiniz gibi değil. Maazallah, kul hakkından peygamberler dahi çekinmişlerdir, çünki kul hakkı dehşettir. Kul hakkı ile ölmek felakettir. Binlerce insan sırtımıza bassın ama biz bir karıncaya bile basmayalım.
 
Bir şair diyor ki; İnsanın ömrü, dünyanın ömrüne nazaran sahrada bir an esen rüzgar gibidir. Değmez yani, bir rüzgardı ama geçti. Bu rüzgar kadar kısa olan ömrümün içinde çok tatlı günlerim geçti ama çok acı günlerim de geçti. Zalim olan, gücü olan zulmetti, hakaret etti, kırdı, dövdü... Hepsi geçti ama mazlumdan geçmedi. Yani, haksızlığa uğrayandan geçmedi. Peki ne oldu? Onun boynunda, uğradığı hakaretlerin, uğradığı gıybetlerin, uğradığı iftiraların hepsi yazılı kaldı. Ahirete o levha ile gelecek. Cenab-ı Hak, bu ne diyecek? Ya Rabbi, adam burada bana bunları bunları yaptı diyecek. Haklarınızı helal edin, ben de helal ettim.
 
Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi.
Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı.
Hayat onunla güzeldi.
 
Fî emanillah.

İSTATİSTİKLER

Bugün:2,061
Dün:3,500
Bu Ay:49,349
Toplam:13,243,155
Online Ziyaretçiler:2
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842