Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 841

Enver abim buyurdular ki;

Mübârekler Beylerbeyi'nde otururken bir gün ziyaretlerine gittim. Abdülhakim Abi kapıyı açtı. "Babam hasta, şimdi olmaz" dedi. Biz Onların hastalığına alışmamıştık, hasta olabilecekleri aklımıza bile gelmiyordu. Ben yine Abdülhakim Abi'ye; yine de sen git bir söyle; "Enver abiler gelmiş, görüşmek istiyor…" de dedim. Gitti, biraz sonra da çıkıp geldi. "İçeri gelsin" diyorlar, dedi. İçeri girdim. Mübarekler buyurdular ki; "Yâ kardeşim, iyi ki geldiniz. Gelin, size ne anlatacağım. Bir gün Efendi hazretleri hastalanmışlardı. "Şimdi Ziya Beyefendi çıkıp gelse, ne hastalığım kalır, ne de bir şeyim, iyileşirim" buyurdu. Ziya Bey'le Efendi hazretlerinin arasında öyle bir muhabbet vardı. Ehibbadan bir grup arkadaşlarla denize girmiştik. Efendi hazretleriyle biz, suların göğsümüzü aşacağı kadar bir derinlikte bulunuyorduk. Dalgalar mübârek sakallarına vuruyor, sonra da akıyordu. Orada, bir âyet-i kerîmenin tefsîrini yaptılar bize…" diye anlattılar.
 
Birgün misafirler gelmişlerdi, yağmur yağıyordu. Mübarekler; Efendim, dışarıda rahmet yağıyor. Yağmura rahmet derler. Fakat buraya da rahmet yağıyor. Bakın, Silsile-i Âliyyenin en sonunda ne yazıyor? Salihleri söyleyince, yağar rahmet-i ilahi. Burada büyüklerden bahsediyoruz. Onların ismini söylesek yeter, buyurdular. Cenab-ı Peygamberden 'aleyhissalatü vesselam', büyüklerden, Mübareklerden bahsettik, hiç şüphe yok ki, buraya rahmet-i ilahi yağıyor ve yağdı.
 
Hedefi, maksadı Allah olmayan, Cehennemden ve kabir azabından kurtulamaz.

ali zeki osmanağaoğlu

İSTATİSTİKLER

Bugün:16
Dün:1,547
Bu Ay:43,449
Toplam:13,357,470
Online Ziyaretçiler:3
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842