Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 902


Enver abim buyurdular ki;

Herkes bir uçağa binecek, herkes bir vapura binecek, herkes bir otobana girecek. Ne mutlu bize ki, Hocamızın gösterdiği otobana girdik. Bu otoban, düşsen de kalksan da, yürüsen de, sürünsen de Cennete götürür. Bu, çıkar yol, sonu güzel. O kadar çok güzel ki, Şah-ı Nakşibend hazretleri buyurmuşlar ki; Bu yolun sonunu en başa koyduk. O en başa koymak ne demek? Sizi uyandırdık demek. Herkes bu işin sonunda uyanırken, onlar bizi işin başında uyandırdılar. Ne demek uyandırdılar? Bu doğru, bu yanlış; bunu öğrettiler. Bu iyi, bu kötü; bunu öğrettiler. Dünyada en zor iş budur. Hangisi doğru, hangisi eğri; bunu bilmek mümkün değil. İnsan bunu ancak biri söylerse, biri öğretirse bilebilir. İşte bize elhamdülillah bunu öğrettiler. Fark, âmâ ile gören insan arasındaki fark gibidir. Yani, ilk başta gözümüzü açtılar, artık senin gözün görüyor, sen artık iyiyi kötüyü görebiliyorsun, onun için yanlış yapma dediler. Onun için görmek yeterli değil, tanımak çok mühimdir. Tanımak, bir nasip meselesidir. Bir mübarek zât abdest almaya bir çeşmeye gitmiş. Tam abdest alırken tam avucunun içine çamur düşmüş. Bakmış ki, çamur misk gibi kokuyor. Çamura demiş ki; Ey çamur bu ne hal? Çamur demiş ki; Ben çamurum; ama ben öyle bir çamurum ki, benim bulunduğum yere gül ağacı diktiler. O gülün yaprakları üstüme düştü. Yağmur yağdı, o yapraklar benimle karıştı. Dolayısıyla, ben şimdi misk gibi gül kokarım. Ben yine çamurum, değişmem! Zaten çamurdan dünyaya geldik. Aslımız çamur. Ama öyle bir çamur ki, Allahü teala bu çamurun olduğu yere bir gül ağacı dikti, o gülün yaprakları üstümüze döküldü. Bakıyorum, misk gibi kokular geliyor. Eğer o gül ağacının dibinde olan bir çamur olmasaydık, bugün burada ne işimiz vardı?
 
ali zeki osmanağaoğlu

İSTATİSTİKLER

Bugün:557
Dün:2,014
Bu Ay:27,230
Toplam:13,450,470
Online Ziyaretçiler:2
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842