Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 1067

Enver abim buyurdular ki,
 
Kabir hayatı çok zor. Mahşer çok zor. Bugün evde lafı geçti de, büyüklerimiz öyle buyuruyor, hadîs-i şerîf de olabilir: Eğer şu etini yediğimiz hayvanlar, kabir azabını işitmiş olsalardı, bir damla et bulamazdınız, bir damla et yiyemezdiniz, buyuruyorlar. Büyüklerin kalbi nazargâh-ı ilahîdir. Büyüklerin kalbi Cennetin anahtarıdır. Cennete, onların kalbinden gidilir. Âriflerin kalbi Cennetin kapısıdır, o kapıdan içeri girilir. İlla cenâb-ı Hakkın râzı olduğu bir mübârek zâtın delaleti ile, onun yol göstermesi ile, onun sevgisi ile gidilir. Ve feyz denilen bir olay var. Bu feyz; sevgidir, muhabbettir, itaattir. Bu feyzden istifade etmek iki şekilde olur. Birinci şekil çok kolay ama çok tehlikeli. Bir şey ne kadar hassassa o kadar da riski var demektir. Birincisi; devamlı nazargâh-ı ilahî olan o kalbe girebilmek. Yani, Onların rızasını kazandıracak bir amel yapmak, bir hareket yapmak. Kalbe girdi mi, sen git yat. O mübâreklerin kalbine gelen feyzden sen de mutlaka alırsın. Amma diyor Mevlânâ Hâlid hazretleri; eğer, nazargâh-ı ilahî olan o kalbde dururken, sen oradan feyz alırken, o mübârek zâtlara karşı ufak bir saygısızlık yaparsan, ufak bir edebsizlik yaparsan, o kalbden bir düşersen, yedi kat gökten düşmekten beter olursun. Neden? Çünki, o kalb başka bir kalbe bağlı, o kalb başka bir kalbe bağlı, müteselsilen bu, cenâb-ı Hakka gidiyor. Damdan düşmeye benzemez bu iş. Kalbe girmek çok iyi. Orada kalabilmek çok zor. Onun da tek ve son şartı, saygılı ve edebli olmaktır. Ne demektir saygılı ve edebli olmak. Haddini bilmektir, itaat etmektir, kendini yok bilmektir. İkincisi; sen Onları kendi kalbinde tutacaksın...
 
ali zeki osmanağaoğlu

İSTATİSTİKLER

Bugün:915
Dün:1,421
Bu Ay:47,678
Toplam:13,361,699
Online Ziyaretçiler:4
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842