Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 1372

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim

ali zeki osmanağaoğlu


- geçen haftanın devamı -

Hocamız buyurdular ki;

Beni Ankara'ya ta'yîn etdiklerinde, Mübârek Efendi hazretleri bana mektûb gönderirdi. Bir mektûbunda "Azîz Hilmi" diye yazıyor. Azîz ne demek; sevimli demek. Mektûbda diyor ki, "Bir zemân gelecek, din bilgileri Hilmi'den sorulacak." Hâlâ o mektûbu evde saklıyorum. Şimdi bütün dünyâ bize soruyor.

 
Öğrendiğim her şeyi Abdülhakîm efendi hazretlerinden öğrendim. Maddî, mânevî elime geçen her şey Onun bereketiyledir. Kardeşim, biz başka bir yoldaydık. Hele ben çok kibrliydim. Hep derdim ki, aranan kişi olayım, herkes beni dinlesin. Bir apartman ya da araba görsem, bu benim olsa derdim. Nutk versem, beni alkışlasalar derdim. Çünki, çok kâbiliyyetli ve çok zekîydim. Efendi hazretleri beni aldı, başka bir yola koydu. Şimdi kibrin zerresi kalmadı. Eski günleri hâtırlayınca çok utanıyorum. Eğer bu hizmetlerin, bu ibâdetlerin bir zerresini kendimden bilsem yanarım. Hepsi Efendi hazretlerine âid. Çünki, ben bu değildim. Ben O'ydum. Beni bu hâle Efendi hazretleri getirdi. Bu büyükleri görmeyen, kendini bir şey zan eder.
 
Abdülhakîm efendi hazretleri, senelerce bana Arabca öğretdi. Arabcayı nasıl okuyorlar diye şaşırırdım. Kur'ân-ı kerîm okuyoruz. Üstün, esre ve ötre var. Fekat Arabca kitâblarda üstün, esre yok ki. Nasıl okunur aklım ermezdi. Mübârek, bana onları öğretdi. Benimle husûsî ilgilenirdi. Emsile, sarf, nahv okutup ezberletdi. "Bunu bin kere okuyan hiç unutmaz. Sen zekîsin, beşyüz kere sana yeter." buyururdu. Öğrendiklerimi yollarda, tramvayda hep okurdum, ezberlerdim. Gelince Efendi hazretleri, ezberlediklerini oku bakalım derdi. Okurdum, âferin derdi, çok sevinirdi. Hoşuna giderdi. Hadi bir dahâ derdi. Birkaç senede Arabcayı öğretdi, Fârisîyi de öğretdi. Ondan işitdiklerim aklımdan çıkmıyor. Başka şeyleri unutabiliyorum fekat Efendi hazretlerinden işitdiklerimi hiç unutmuyorum.
 
Mürşid olgun, mürîd uygun olunca, ya'nî Mürşid, kâmil ve mükemmil (kemâle erdirebilen), mürîdde de muhabbet ve isti'dâd olunca, senelerin işi sâatlere ve sâniyelere döner. Mürşid-i kâmilin bir bakışı yeter. Diğer ilmlerde de aynı kâ'ide vardır. Hoca mâhir ve müşfik, talebe de zekî ve çalışkan olunca öğrenilmeyecek hiçbir ilm yokdur. Efendi hazretleri bize husûsî emek verirdi, husûsî bir şeklde ilgilenirdi. Abdülhakîm efendi hazretlerine her gitdiğimde beni yanına oturturdu. Cebinden kâğıd çıkarır, yazar, "Al bunu oku." derdi. Okurdum, yanlış okurdum, ba'zan da okuyamazdım; gülerdi mübârek. Kendisi düzeltir, öğretirdi. Ders vermeğe başlamadan bir müddet, sâdece elini tutdurup sıkdırırlardı.
 
Efendi hazretlerine sabah nemâzında, karanlıkda giderdim. Yatsıya kadar aralıksız Efendinin peşinden ayrılmazdım. İlk gitdiğim sıralarda odada kimse yokken beni yanına alırdı. Sandalyeye otururdu mübârek, beni de yanındaki sandalyeye oturturdu. Elini uzatırdı, "Tut elimi." derdi. Tutardım. "Sık" derdi. Elini sıkardım. "Dahâ çok sık, dahâ çok sık." derdi. Bir müddet sonra sıkmakdan yorulurdum. Bakardım ki gözlerini kapamış, uyudu zan ederdim. Elimi gevşetirdim, çünki yorulurdum. Tam elimi gevşetirken gözlerini açar, "Sık" derdi. Bu şeklde, bir sene hep elini sıkdırdı bana. Kim bilir? Onların bütün vücûdları zikr edermiş, Evliyânın bütün zerreleri zikr edermiş. Mektûbâtda var, bütün zerreleri zikr eder diye yazılı. Biz bunu sonradan öğrendik ve Se'âdet-i Ebediyyeye de yazdık. Elini sıkdırıyor ki, o zikr benim kalbime de sirâyet etsin diye.
 
Bir sene sonra bana ders okutmağa, Arabca öğretmeğe başladı. Millet bağçede nemâz vaktini beklerdi. Bizi binâ ile, maksûd ile fazla uğraştırmadı. Emsileden sonra avâmil okutdu. Emsile öğrenmeğe çok kıymet verirdi. Mübârek, her gidişimde bana Arabîden ders verirdi. Cebinden kâğıd kalem çıkarır yazardı. "Al bunları oku, ezberle!" derdi. Evvelâ kendi okurdu. Okurken ben hareke koyardım. Giderken yolda, tramvayda ezberlerdim. İki gün sonra gitdiğimde, "Ne yapdın? Ezberledin mi?" derdi. Evet efendim ezberledim, derdim. Okurdum, çok hoşuna giderdi. "Öyleyse yeni bir ders dahâ vereyim." derdi. Ezberlemeseydim vermezdi tabi'î. Ba'zan Cum'a nemâzına yarım sâat kala, millet bağçede Cum'a nemâzını beklerken beni odaya alır, bir şeyler öğretirdi. Bir ders, bir ders dahâ derken, sarf ve nahvî bitirdik elhamdülillah. Yoksa o kitâbların ismini bile bilmiyordum. Okumak şöyle dursun, böyle şeyler var mıymış, yok muymuş haberimiz yokdu. Hattâ Türkçe kitâbları bile Ondan öğrendim. Ma'lûmât-i Nâfi'a diye bir kitâb vardı. "Al oku bunu, fâidelidir." buyurdu. Biz onu şimdi basdırdık. Bir numaralı kitâbımız oldu, ismini de "Fâideli Bilgiler" koyduk. Onu bize Efendi hazretleri tavsiye etdi. Hep Efendi hazretlerinin medh etdiği, tavsiye etdiği kitâbları basdırdık. O büyüklerin ismini bile söylemek kârdır. İnde zikrissâlihîn tenzilürrahme, hadîs-i şerîf bu. Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyuruyor ki; Allahü teâlânın sevdiklerinin, evliyâlarının isminin söylendiği yere rahmet yağar.

- devamı haftaya -

Fî emanillah

İSTATİSTİKLER

Bugün:865
Dün:1,353
Bu Ay:30,059
Toplam:13,539,630
Online Ziyaretçiler:5
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842