Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 1610

Huzur Pınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cuma gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.
Allahü tealaya emanet olunuz efendim

ali zeki osmanağaoğlu


Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer....
 
Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder.
 
O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir...
.............

2008 senesi, Temmuz ayının 12' si ...
Enver abim, Huzur Pınarı'na hizmet eden dava arkadaşlarımı görmek istiyorum, Güzelşehir'e getir, buyurdular. Yatsıdan sonra çok tatlı bir sohbet oldu....
 
- geçen haftanın devamı -
 
Fas'ta İslam Konferansı vardı. Konferans bitti, Mübarekleri aradım, efendim konferans bitti, ne napayım, dedim. Buyurdular ki; Marakeş diye bir şehir vardır, oraya gidin. Orada iki büyük zâtı ziyaret edeceksiniz. Birincisi, Şifa kitabın sahibi Kâdı İyad. İkincisi, Delail-ül Hayrât kitabının sahibi, Süleyman bin Cezuli. Mübareklere sorularak yapılan işten gördüğümüz hayır: Kazablanka diye bir şehir var, Marakeşe oradan gidiliyor. Kazablanka'ya geldik, Kazablanka oteline girdik, odamızı ayırttık. Mübarekler buyurmuşlardı ki; Yabancı bir memleketi ziyarete gittiğiniz zaman, önce Allahü tealanın evini ziyaret edin, camiye gidin. Ben de işi uzatır, Mübareklerin emri yerine gelmez diye, bavulları lobiye bıraktım, odaya çıkarmadım. Lobiye bırakıp çıktım, bir çocuğa para verdim, beni bir camiye götür, dedim. Çocuk aldı beni, bir camiye götürdü. Sıcak,.. Öğle namazıydı. Bir cami, yanında bir türbe. Yanında da bir ağaç. Ağaçta belki yüzlerce serçe kuşu, altında herkes sıcaktan yere yatmış uyuyor. Acaba bu türbe uyutan cinstenmidir, dedim. Çünki, ben hiç böyle türbe etrafında yatan insanlar görmedim. Camiye girdim, sonra türbeye geldim. Pazar günü olmasına rağmen, türbenin başında kravatlı, yakışıklı bir adam vardı. Huşu ile ziyaret ediyordu. Benim ziyaretim bitti, onun da ziyareti bitti, nerelisin, dedim. Sen nerelisin dedi. İstanbul'dan geliyorum, Türk'üm dedim. Adam şaşırdı kaldı. Bu zât dedemin dedesi, biz seyyidiz. Bu mübarek zât, bu şehri alanlardan, şehit düşenlerdendir, mübarek bir evliyadır. Ben, ziraat mühendisiyim, her sabah dedemin kabrini ziyaret ederim. Bugün Pazar olduğu için ziyaretimi bu saate tehir ettim. Nereye gidiyorsun, programın ne, dedi. Yarın inşallah Marakeşe gidiyorum dedim. Arabası var, bizi aldı evine götürdü. Evine geldik, çayları içtik, pasta yedik. Hangi uçakla gidiyorsun, dedi. Anlattık. Hangi otele gidiyorsun, dedi. Söyledik. Ne oluyor, dedim. Sen şanslı bir adamsın. Marakeş benim amcamdan sorulur. Oranın ağasıdır, ipek tüccarıdır, köyleri vardır, senin işin tamam, dedi. Otele geldik, oh dedik, abdest aldık, tazelendik, Kur'an-ı kerimi yerine koyduk, derken, sayın Ören, sayın Ören diye anons edildi. Aşağıya indim, son model bir araba, başında beyaz takkeli bir şoför. Sayın Ören sen misin, dedi. Evet, dedim. Geçin o zaman dedi. Peki efendim, dedim. Program ne, dedi. Kâdı Iyad, Süleyman bin Cezuli, dedim. Kâdı Iyad hazretlerine gittik, okuduk.
 
- devamı haftaya -

Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi.
Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı.
Hayat onunla güzeldi.
 
Fî emanillah.

İSTATİSTİKLER

Bugün:541
Dün:1,716
Bu Ay:20,131
Toplam:13,614,049
Online Ziyaretçiler:3
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842