Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 1711

 
Efendi hazretleri hicret etmeselerdi, Mübarekler Kuleli Askeri lisesinde ders vermeselerdi, babam mutlaka bir üniversiteyi bitirmemi vasiyet etmeseydi, bir sürü kimya hocası arasında hocamız kimya dersimize girmeseydi, bu nimetler nasib olurmuydu!... Onları tanımamız için ne kadar çok şart biraraya gelmiş.
 
Mübârekler, Allahü teâlâ bize âhiretde bu hizmetlerden dolayı inşâallah bir ni'met ihsân eder ise, meselâ inşâallah Cennet ni'metini verirse, Cennetin kapısında ben Cenâb-ı Hakka diyeceğim ki; Yâ Rabbî, bu hizmetleri ben tek başıma yapmadım, dünyâda benim kardeşlerim vardı, arkadaşlarım vardı. Ben onları da isterim diyeceğim. Mahşer yerine döneceğim, bütün arkadaşları tek tek alırım, meselâ Enver'i alırım, bütün arkadaşlarla beraber inşâallah, hep beraber Cennete gireriz buyurdular. Bakın talebelerim vardı değil, arkadaşlarım vardı, kardeşlerim vardı, buyuruyorlar. Ben, iyice anlamak için; Efendim, dünyada bile kalabalıkta insanlar birbirini zor buluyor, âhirette, mahşer meydanında arkadaşlar sizi nasıl bulurlar, dedim. Hocamız; karışıklık, düzensizlik, insanların işindedir. Allahü teâlanın işleri muntazamdır ve düzensizlik yoktur. Orada kişi sevdiğiyle beraber olur, buyurdular.

Mübârekler buyuruyorlar ki; Allaha şükr ediyorum ki, sizin gibi kardeşlerim var. Sizin sâyenizde biz de sevâb kazanıyoruz. Allahın dinine, bu fitne fesâd zemânında hizmet ediyoruz. Her adımınıza çok sevâb alıyorsunuz. Allahın dinine hizmet etmek, Allahın büyük bir lütfûdur. Herkese nasîb olmaz. Cenâb-ı Hak çok kıymetli bir hizmet olan dine hizmeti kime vermişdir? Çok sevdiği bir kuluna vermişdir. O da Cenâb-ı Peygamberdir 'aleyhissalâtü vesselâm'. Sonra kime nasîb etmişdir? Kim O'nun yolunda gidiyorsa, kim O'na benzemek istiyorsa, ona nasîb etmişdir. Uzakdan yakından ilgisi, sevgisi olmayanlara, bin dürlü dünyâ telâşesi çıkartır ve onları bu hizmetden mahrûm eder. Allahü teâlâ dilediğine nasîb eder. Vermek istemese idi, istek vermezdi. Öyle buyuruyor Mektûbât'da. Cenâb-ı Hak bir kuluna bir şey vermek istiyorsa, evvelâ onun kalbine bir istek verir. Hâlbuki isteği veren de Allahdır. O isteyince, bu sefer isteğini yerine getirince, işde öyle yapdım, böyle yapdım. Ne yapdın? Yapdırdılar, sen yapmadın. Ondan sonra sana al bol bol sevâb. Neden? Allahü teâlâ öyle murâd etdiği için. Allahü teâlâ bu hizmetleri dilediğine nasîb eder. Ne büyük şeref. Buyuruyorlar ki; Sizin elinizi değil, ayağınızı öpseler azdır. Sizin hizmetlerinizle Efendi hazretlerinin, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin rûhları şâd oluyor. Allahü teâlâ bu hizmetlerden râzıdır, bu hizmetlere katılanlardan da râzıdır. Bir kimse bu hizmetlere katılmakda gevşek davranır ise, ya'nî Mübârekler kibarca katılmaz ise demiyor da, gevşek davranır ise, hatâyı kendinde arasın, istiğfâr etsin, bir günâh buna engel teşkîl etmekdedir.
 
Cenâb-ı Hak buyuruyor ki; kendinize vesîle arayın. En güzel vesîle, mürşid-i kâmil ve onun kitâbları ve talebeleridir. Yeter ki öz kaynağa götürsün. Mübâreklere ve kitâblara karşı sevginizi artdıran arkadaşların ayaklarını öpün. Sizi kurtaran mürşid onlar. Fekat sevdiklerinize karşı şübheye götüren kişilerden kaçın, arslandan kaçmaktan dahâ çok kaçın. Çünki, arslan insanın yalnız canını alır fekat diğeri i'tikâdını bozar. Sonra aynı feyz zehre dönüşür. Felâketin birinci basamağı, evvelâ arkadaşlardan soğursun. Sonra hizmetlerden soğursun. Sonra yapılanları tenkîd etmeye başlarsın. Bu, şunun işâretidir, büyüklerden gelen feyz kalbde zehre dönüşüyor. Tatlının şeker hastasında zehre dönüşmesi gibi olur.

Kalbe Allah sevgisinin gelmesine en büyük mâni', hocasında kusûr aramakdır.

Mübarekler bayramınızı tebrik ediyorlar. İnşallah Cennette, hiç ayrılık olmayan yerde beraber olacağız buyurdular. Bugünkü yaşama tarzımız da Cennet hayatıdır. Dünyada Allahü teala bir kuluna Cennet hayatını yaşatırsa, bu, ona ahirette Cennetini vereceğine alamettir, buyurdular. Zaten Mehmed Ağa tesislerimizde müjdeyi verdik. O da şu: Efendi hazretleri 'Allah şefaatlerine nail eylesin' buyurmuşlar ki; Bir müslüman Allahü tealanın bütün emirlerini harfiyen yerine getirse, bütün yasak ettiklerinden harfiyen sakınsa, bunun kurtulma ihtimali vardır; ama bir mürşid-i kâmile tâbi olursa, onu severse, onun büyüklüğüne inanırsa, bunun kurtulmama ihtimali yoktur.

İSTATİSTİKLER

Bugün:600
Dün:1,394
Bu Ay:23,415
Toplam:13,578,216
Online Ziyaretçiler:5
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842