Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 392

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cum'a gününü tebrik eder, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim

ali zeki osmanağaoğlu


Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer....
 
Bâzı hatıralar vardır ki, kalblere nakşeder.
 
O hatıraları hatırlamak, Cennet hayatı yaşamak gibidir...

............
 
Hatıraların devamı:
 
Yine 1980 senesi, Ramezân-ı şerif ayı...
Hocamız, Enver abim, Abdülhakim abim, hanımannemlerle birlikte bizim evi iftar için teşrif ettiler.
Akşam ezanı vaktine kadar sohbet oldu. O gün hocamız, üç ecnebinin Peygamber efendimizin mübarek kabrlerinin altına tünel kazarak kaçırmak istediklerini, bunun üzerine kabr-i şeriflerinin etrafına yerin altında kurşun duvar yapıldığını, üstünde de kapısız ve penceresiz iki duvar yapıldığını, onun dışında settare denilen örtünün bulunuğunu anlattılar. Duvarların kapısı olmayıp, sadece yukarıda küçük bir delik olduğunu anlattılar. Bu konuyu anlatmalarına vesile olan hadise şu idi; o günlerde (Peygamber efendimizin kabr-i şerifleri diyerek) bir resim satılıyordu, babam bu resimden alıp, çerçeve yaptırdı. Bu çerçeveyi de oda kapısının girişinin üstüne asmıştık. Mübarek hocamız, henüz odaya girerlerken duvardaki iki levhayı görüp, sarı levha, yeşil levha,… bunlar bu yola bağlı olmanın alametidir buyurdular. Sarı levhadan maksad, İmamı Rabbani hazretlerinin ism-i şeriflerinin bulunduğu levhadır. Odaya girdiklerinde ise, henüz kapıdan içeriye girerken yukarıya bakıp bahsi geçen levhayı gördüler. Bunun üzerine sohbet konusu bu oldu. Peygamber efendimizin kabrlerinin içini görmek mümkün olmadığını, bu resmin Bursa'da Osmanlı sultanlarından birine aid olduğunu anlatmışlardı.
Namaz vakti gelince, iftarı açmadan evvel, "Evvela nemazı kılalım, kimin dişi sağlam, kim imam olacak" buyurdular. Enver abim, bana bakıp, burada Ali var, namazı Ali kıldırsın buyurdu.
Orada en küçük ben vardım. Heyecanlı, şaşkın ve tedirgin vaziyetde bakınca, Hocamız; "Cebr ederiz, Efendi hazretleri beni imam yapınca, ben Efendiye imam olurdum " buyurdular. Nemazda giymek için cübbe ve sarık getirilince, tam islam kıyafeti buyurdular. Nemazdan sonra, duadan evvel, hocamız bana kendi tesbihlerini vermişlerdi. Duadan sonra, hocamızın tesbihini geri vermek isteyince, "Biz, verdiğimizi geri almayız, o tesbihi imâm efendiye hediyye ettik" buyurdular. Sonra "İmâmlık çok kıymetli, çok sevabdır. Kitaplar, imâm olun yazıyor. Büyükler, imâmlık tehlükelidir buyuruyorlar" buyurdular. Sonra iftar yemeğinde hizmeti ben yapmıştım. "Siz bugün çok kazandınız" buyurdular.

........ devamı haftaya inşallah.

Enver abim bizim başımızda hem abimiz, hem babamız, hem hocamız hem rehberimiz, yol göstericimiz, herşeyimizdi.
Hava gibi, ekmek, su gibi her zaman ihtiyaç duyulan bir insandı.
Onun gibi biri gelmesi, yerinin doldurulması mümkün değildir.
Hayat onunla güzeldi.
 
Fî emanillah.

İSTATİSTİKLER

Bugün:213
Dün:1,533
Bu Ay:30,940
Toplam:13,540,511
Online Ziyaretçiler:1
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842