Turkce Ust Menu

ALTIN HALKA 36 - 37

-HAYATINDAN KESİTLER-
 
Ankara'dan her fırsatta Abdülhakim efendi hazretleri'ne gelirlerdi:
-1-
 
1936'da Ankara'ya tayinim çıktığında Efendi'nin yanına gelip, ayrılacağım zaman uzun uzun ağladım. Beni bir müddet seyrettiler daha sonra ayrıldık. O zaman Efendi hazretlerini çok sevdiğimi anladım. Daha sonra, bir günlüğüne Ankara'dan geldiğimde nerede yatacaksın, buyurdular. Bilmiyorum efendim, deyince, "benim yatağımda yat" buyurdular. Efendi'nin öğleleri kaylüle yaptığı ayrı bir yatak vardı. Beni kaylule yaptığı yatakda yatırırdı. Talebe iken Efendi'nin sohbetlerine askeri elbise ile gelirdim. Sivil elbisem yoktu çünki. Fakirdik.
Babam ölmüştü. Annem ve kız kardeşlerimle beraberdik. Onlar bir mağazaya dikiş nakış işleri yapıyorlardı. Evde gece gündüz çalışırlar onunla evin ihtiyaçlarını alırdık. Efendi bir gün sordu. Annen, kardeşlerin ne yapıyorlar, buyurdu. Ben de anlattım. Çok iyi, devam etsinler. Boş durana şeytan vesvese verir, buyurdu. Ben de çalışıyorlar diye Efendi üzülecek sanmıştım.
Sabâh erkenden dergâha giderdim. Mevlânâ Hâlid divânından okumaya başlardım. Efendi hazretleri, Şâkir efendi'ye bizim bülbül geldi, kapıyı aç, buyururmuş.
Ben Ankara'da vazîfeli idim. Efendi hazretleri İstanbul'da idi. Cumartesi Pazar tatilinden de istifâde ederek, Ankara'dan her fırsatda gelir, sohbetleriyle şereflenirdim. Bazan trenle gelirdim. Hattâ bir keresinde tren çok kalabalıkdı. Öyle ki, kompartımanlar tamâmen dolu olduğu gibi, koridorlarda bile yer yokdu. Ama Efendi hazretlerini görmek için her sıkıntıya katlanırdım. Onun için, hani iki vagonu birleşdiren, üst üste gelen yassı demirler vardır ya, işte Ankara'dan İstanbul'a kadar, o demirlerin üzerinde geldim. Ama Efendi hazretleri'ne kavuşma hayâliyle hiç bir râhatsızlık duymadım. Efendi hazretlerinin huzûruna girdiğimde, çoraplarını da çıkarmış mubârek ayakları açık vaziyetde yerde uzanmış yatıyordu. Bana sandalyede oturmamı söyledi. Yerde kaylûle yapıyordu. Biraz sonra Efendi hazretleri'ne hizmet eden Şâkir efendi geldi, Efendi hazretlerinin yanında serbest hareket eder, çok râhat konuşurdu. Bana, Efendi'nin ayaklarını göstererek, "Hilmi bu ne hâl, bu fırsatı kaçırma, Efendi hazretlerinin ayaklarının altını öp" dedi, kendisi hemen eğildi, öpdü. Ben çekindim. Şâkir efendi tekrâr; Ne duruyorsun, bu fırsat kaçar mı, haydi öp deyince, biraz cesârete geldim. Ben de tam öpmeye niyetleniyordum ki, Efendi hazretleri, "sen otur, ona bakma" buyurdu. Hemen geri çekildim. Şakir efendi gene, "Hilmi, Efendi hazretlerinin her sözünü dinle, ama bu sözünü dinleme, gel öp" dedi. Ben biraz kıpırdadım, Efendi hazretleri, "kıpırdama" buyurdu. Mahrum kaldım. Bir ay kadar sonra, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî divanından bana ders okuturken, "kalk, gel" buyurdu. Karşısına gelince şap diye alnımdan öpdü. Bir ay evvel ayağının altını öpdürmedi, üzüldüm diye şimdi teselli etdi.
 
-devamı var-

İSTATİSTİKLER

Bugün:654
Dün:1,420
Bu Ay:28,495
Toplam:13,538,066
Online Ziyaretçiler:4
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842