Turkce Ust Menu

ALTIN HALKA 36 - 30

-HAYATINDAN KESİTLER-
 
 
Tıb fakültesinden eczacılığa geçmesi:
 
-2-
 
Baş başa ikimiz yalnız olarak oturduk. Bana ne okuduğumu sordu. 1,5 senedir tıbbiyede okuyorum da, sormadı mübârek, o gün sordu. "Sen ne okuyorsun?" dedi. Kadavra dedim. Ölüleri keseceğiz, ölülerin içinde ne var, ne yok, sinirlerini, kemiklerini öğreneceğiz dedim. Efendim, tıbbiyeyi bitireceğim, altı sene sonunda doktor olacağım, şimdi ikinci sınıfdayım, dedim. "Öyle mi..." dedi Efendi hazretleri. "Ben sana bir şey söylesem dinler misin" dedi. Elbet efendim, baş üstüne dedim. "Sen doktor olma, sen eczacı ol, eczacıya geç" dedi. Baş üstüne efendim dedim. Fakat, ben askerî talebeyim. Askeri talebeleri kendi kendine geçirmezler, Ankara'dan müracaat edeceğiz, ayrıca ben sınıfın birincisi olduğum için, beni geçirmezler eczacıya dedim. "Sen bir müracaat et, istida ver, Allah kerimdir" dedi. Eve gelince söyledim. Annem, ablalarım kıyameti kopardılar. Biz doktor bey istiyoruz, eczacı parçası istemiyoruz, dediler. Ben karar verdim, eczacıya geçeceğim, dedim. Annem bayıldı. Ne yapacağımı şaşırdım. O zaman Süleymaniyede, üniversitenin duvarlarına bitişik barakalar vardı. Askerî talebeler o barakalarda kalıyordu. Eskiden Bekir ağa bölüğü imiş oralar. Ben de orada kalıyordum. Onun için sık sık Süleymaniye camiine sabah namazına gidiyordum. O gün sıkıntılı bir şekilde ne yapacağıma karar veremiyordum. Sabah namazına hiç kimse gelmeden, erkenden camiye gideyim, bahcede bekleyip, camiye ilk gelene danışayım diye düşündüm. Erkenden sabaha karşı, Süleymaniye camiine gittim, biraz sonra iri yapılı bir bey geldi, daha imam ve müezzin de gelmemişti.
İlk gelene sordum, "Efendim ben tıbbiyede okuyorum, mektebin de birincisiyim. Hocam eczacılığa kaydını naklettir diyor, annem de doktor olacaksın diyor, ben ne yapayım" dedim. O zât; "Evladım senin hocan kim" dedi. Ben de; Abdülhakim efendi hazretleri dedim. O zât, "Evladım sen hakiki bir büyük bulmuşsun, böyle hocanın bir sözüne bin ana fedâ olsun, hocan ne diyorsa onu yap, hocanın sözünden çıkma" dedi. Meğer O zât Cevad beymiş. Onun için Cevad bey benim ilk mürşîdim oldu. Cevad bey, Efendi hazretleri'nin talebelerinden, emekli bir paşa idi. Herkes ondan çekinirdi. Çok heybetli biri idi. Ertesi gün hemen istida (dilekce) verdim. Ankara'dan cevab geldi ki; "Sınıfın birincisidir, çalışkandır bunu eczacıya geçirmeyiz, doktor olsun istiyoruz" diye cevab geldi. Ya'nî reddetdiler beni. Efendi'ye gitdim. Efendim, böyle böyle izn vermiyorlar dedim. "Tekrar istidâ ver" buyurdu. Ben tekrar dilekçeyi verdim, nihayet kabûl edildi, eczacıya geçdim. Birkaç ay içinde üçüncü sınıfa gene birincilikle geçtim. Efendi Hazretleri lisan öğrenmeye çok ehemmiyet verirdi, Arabîyi, Farisîyi çok iyi bildiği halde, Avrupa dillerini de bilsem, daha çok hizmet ederdim buyururdu. Onun için, Eczacılıkta okurken, Fransızcamı ilerleteyim diye beni, Parisde çıkan Fransızca (Le Matin) gazetesine abone yaptırdı. Böylece ben Fransızcamı ilerlettim. Hadîsi şerifde, Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem; "Bir kimse herhangi bir milletin lisanını bilirse onların hilesinden kurtulur" buyurdu, derdi. Onun için Fransızca öğrenmeğe beni teşvik etti. Hattâ, daha sonra ben Genelkurmayda almanlarla çalışıyordum. Efendi hazretleri; "Alamanlarla çalış da alamanca öğrenme! öyle şey olurmu, alamancada öğren" dedi bana. Eczacı mektebini birincilikle bitirince, Gülhane hastanesinde bir sene staj yaptım. Stajı da birincilikle bitirince, üsteğmen rütbesiyle, askerî tıbbiye mektebine müzakereci olarak tayin edildim...
 
-devamı var-
 

İSTATİSTİKLER

Bugün:1,130
Dün:2,149
Bu Ay:41,489
Toplam:13,300,191
Online Ziyaretçiler:3
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842