Turkce Ust Menu

ALTIN HALKA 36 - 6

Hüseyin Hilmi Işık Efendi'nin "rahmetullahi aleyh" vefatlarında yayınlanan gazete yazılarından...
-4-
 
Entellektüel Boyut
Rahim Er
29 Ekim 2001 Pazartesi
 
Cennet mübarek olsun
 
Zor; çok zor onları anlatmak İslam âlimlerini anlatabilmek ne haddimize. Görmek ayrı tanımak ayrı. Gördük; fakat ne kadar tanıdık? Âlimin kıymetini yine âlim bilir. Bize düşen sevmeye çalışmak. Sermayemiz sevgi. Kurtuluş ümidimiz şefaat.
Âlimler, Peygamber vârisleridir.
Sevgili Peygamberimiz'den -aleyhisselam- akıp gelen silsilenin son temsilcisiydi. Ahir zaman nebisinin hakiki ve kâmil bir vârisiydi. Hep ilim öğrenmek ve öğretmekle meşgulken hiçbir şeyi kendine mal etmedi. Bütün müktesabatını hocalarına izafe ederdi. Onların lügatinde "ben" yoktur. Hocasına olan emsalsiz aşkıyla kalbimiz titrerdi. Sanki birkaç dakika evvel ayrılmışlardı. Daima güler yüzlü idiler, daima cömert. Beyefendilikte zirveydi. Son İstanbul beyefendisiydi. Dünyanın, dünya malının yanında zerrece değeri yoktu. Bir tek mevzuda taviz vermezdi. İslamiyet. İslamiyete kıl ucu kadar halel gelmesine, ilave, çıkartma, değişiklik yapılmasına tahammül edemezlerdi. Kendini ilim uğruna odasına ve masasına mahkum etmiş gibiydi. Saniyesini boşa harcamadı. Hep çalışıyor. Ömrü, öğrendiklerine vesika aramakla geçiyordu. Eserleriyle, bir küçücük odadan dünyaya ışık yaydı. Bir çok dildeki kitaplarıyla İslamiyet'in bozulmadan hakiki haliyle devam etmesini temin etti. Milyonlarca insanın yanlış yollara sapmasını önledi. Bâtıl inanışların İslamiyet olarak takdimine engel oldu.
Evvelkiler gibi üç ölçünün takipçisiydi.
İlim.
Amel.
İhlas.
 
Öğrenmek, yaşamak ve sadece Allah için yaşamak. İlmin olmadığı yerde cehalet vardır. Yaşanmayan ilim ziyan olur. Allah için yaşanmazsa kıymeti yoktur. O zaman herhangi bir çıkar söz konusudur.
Âlimin ölümü âlemin ölümüdür demişler. Muhakkak ki öyle. Gemilere yol gösteren bir deniz feneri sönerse o denizdeki gemiler ne yapar? Neyse ki bunun tedbirini almıştı. Başlangıçta ya sohbet yolunu tutacaktı veya eser verme. İkincisini tercih etmişler. Sohbette sınırlı sayıda kimse müstefid olur ve öğrendikleri de onlarla beraber giderdi. Şimdiyse kendileri aramızdan ayrıldıkları halde eserleri yaşadığı için o fener hep aydınlatacak. Bu sebeple kendisine gelmek isteyenlere "beni görmek isteyen eserlerimizi okusun" derdi. Araştırmak, tefekkür ve yazmaktan insanlara ayıracak vakti olmuyordu. Şimdi masasında kalemi, mürekkebi, kâğıtları öksüz kaldı. Âlimin ölümü her zaman âlemin ölümü olmuyor. Ama mürekkep, kalem kâğıt hep öksüz kalıyor. 4 Ocakta hastaneye yatmıştı. 26 Ekimde aramızdan ayrıldı. 9 ay küsur günle ahirete doğdu, adeta. Cenaze namazına on binler iştirak etti. Onlar, sessiz, vakur, aydınlık yüzlü mü'minlerdi. Dudaklar susmuşken kalbler konuşuyor gibiydi. En ufak bir taşkınlık, en küçük bir mübalağa görülmedi. Tam bir tevekkül, tam bir teslimiyet vardı.
Evet, âlimler göçünce mürekkep öksüz kalıyor. Bir âlimin yeri kim bilir ne zaman dolar? Dolar mı? O yüzden mürekkebin acısı büyüktür. Eserlerse hep yaşar. Onlar sadakayı cariyedir, akıp giden iyiliktir. Onlar yaşadıkça âlimin derecesi artar.
Merhaba sevimli toprak.
 
Gözün aydın cennet.
 

İSTATİSTİKLER

Bugün:654
Dün:2,065
Bu Ay:69,729
Toplam:13,186,546
Online Ziyaretçiler:4
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842