Turkce Ust Menu

ALTIN HALKA 18 - 16

Ubeydüllah-i Ahrâr hazretleri "kuddise sirruh" buyurdu ki:
Benim birkaç günlük hayâtımı fırsat bilip, Allahü teâlâ'ya bağlanmayan sizler, ya benden sonra ne yapacaksınız? Bu fırsatı ganîmet bilin, bu nimet elden giderse pişmân olursunuz. Son pişmânlığın fâidesi olmaz.
 
Ömrünü İslâm dîninin emir ve yasaklarını öğrenmek, öğretmek, vaaz ve nasihatleriyle insanların kurtuluşuna vesîle olmak için geçiren Ubeydüllah-i Ahrâr hazretleri "kuddise sirruh" 895 [m. 1490] senesi Muharrem ayının başında hastalandı. Hastalığı seksen dokuz gün sürdü. Vefâtından on iki gün önce; "Eğer sağ kalırsak, beş ay sonra seksen dokuz yaşım tamâm olup, doksana girerim. Bazı büyükler, ömrünün yıl sayısı ile hasta yattığı gün sayısı arasındaki uygunluğu; (Bir günlük hastalık (humma), bir senenin kefâretidir) hadîs-i şerîfinde buyrulan husûsa uygun olduğunu söylemişlerdir," buyurdu.
 
895 [m. 1490] senesi Rebî'ul-evvel ayının sonunda, bir Cuma günü hastalığı ağırlaştı ve sekerât-ı mevt hâli Cuma günü öğle vaktinde başlamıştı. Tam o sırada, Semerkandda büyük bir zelzele oldu.
 
Vefât ettiği gün, akşâm vakti hastalığı pek şiddetlenmişti. "Akşâm namâzının vakti girdi mi?" diye sordu. "Evet girdi," dediler. Akşâm namâzını îmâ ile kıldı. Yatsı vakti girdiği sıralarda, son nefeslerini veriyordu.
 
Vefâtı sırasında huzûrunda bulunan talebelerinden Hâce Muhammed Yahyâ şöyle anlatmıştır: (Hâce Ubeydüllah-i Ahrâr hazretlerinin "kuddise sirruh" mübârek nefeslerinin kesilmesi yaklaştığı sırada, akşâm ile yatsı arasında bir vakitte idik. Bulunduğu odada birkaç lâmba yaktılar. Ev son derece aydınlık olmuştu. Bu sırada Ubeydüllah-i Ahrâr hazretlerinin iki kaşı arasından, birdenbire şimşek gibi bir nûr çıkıp, öyle parladı ki, evde yanmakta olan lâmbalar, o nûr arasında sönük kaldı. Herkes bu nûru gördü. Bu nûr parladıktan sonra, Hâce Ubeydüllah-i Ahrâr hazretleri son nefesini verip, vefât etti. Vefât ettiği sırada da şiddetli bir zelzele oldu.)
 
Ubeydullah-i Ahrârın bir talebesi de Haydâr Babadır "rahmetullahi aleyh". Kırk sene devâmlı İstanbul Eyyûb Câmii'nde itikâf etti. Kânûnî Sultân Süleymân bu zâtın üstün hâllerini işitince, Eyyûb Nişâncası ile Haliç arasında, Cezerî Kâsım Pâşa Câmii'ne inen yol üzerinde "Haydâr Baba Mescidi"ni yaptırdı. Haydâr Baba, 957 [m. 1550]de vefât etti. Kabri, mescide girerken solda, set üstündedir.
 
İslâm Âlimleri Ansiklopedisi

İSTATİSTİKLER

Bugün:1,596
Dün:1,959
Bu Ay:51,159
Toplam:13,103,498
Online Ziyaretçiler:5
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842