Turkce Ust Menu

ALTIN HALKA 1 - 15

Hazret-i Âişe-i Sıddîka "radıyallahü teâlâ anhâ" der ki, hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk dünyâdan âhırete göç etdiler. Eshâb-ı kirâm hazretlerinin hepsi bu serveri nereye defn edelim, diye tereddüd etdiler. Hazret-i Âişe buyurdu ki, bu tereddüdün aşırı ızdırâbından uyumuşum. Kulağıma bir ses geldi. (Dostu dosta kavuşdurun!) diyordu. Uykudan uyanıp, bu hâdiseyi Eshâb-ı kirâma anlatdım. Onlar da biz de bu sesi işitdik; dediler. Mescid içinde nemâz kılanlar bile işitdik dediler. Bundan sonra, müşâvereye ihtiyâc kalmayıp, şübheleri gitdi. Sonra götürüp, Habîb-i Ekrem hazretlerinin yanına defn etdiler. (Şevâhid-ün-nübüvve)den terceme olunmuşdur.
 
Sahîh hadîs-i şerîf isnâdıyle, Câbir bin Abdüllah "radıyallahü anh" hazretlerinden rivâyet eylediler. Ebû Bekr-i Sıddîk "radıyallahü teâlâ anh" vefâtına yakın vasıyyet etdi. (Ben vefât etdikden sonra, beni şu Beyt-i şerîfin kapısına götürün. Resûl-i ekrem hazretlerinin kabr-i şerîfleri oradadır. O kapıyı çalınız. Eğer o kapı size açılırsa, beni oraya defn ediniz.) Câbir "radıyallahü teâlâ anh" dedi ki, biz onu alıp, gitdik. O kapıyı çaldık, dedik ki, işte Ebû Bekr. İster ki, sizin yanınıza defn olunsun. O kapı açıldı. Biz o kapıyı kimin açdığını duymadık. İçeri giriniz, onu defn ediniz, sesini duyduk. Hâlbuki ne bir şahs, ne bir şey gördük.
 
(Mesâbîh-i şerîf)de, kerâmetin sahîh olması bâbında beyân olunmuşdur. Abdürrahmân bin Ebû Bekr-i Sıddîk "radıyallahü anhümâ" haber vermişler. Eshâb-ı Soffa, fukarâ kimseler idi. Resûl-i ekrem "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdular ki, her kimin yanında iki kimseye yetecek kadar yiyeceği var ise, Eshâb-ı Soffadan aç olan bir kimse götürsün. Hazret-i Ebû Bekr üç kimseyi da'vet etdi. Resûl-i ekrem "sallallahü aleyhi ve sellem" on kimse aldı. Hazret-i Ebû Bekrin âdet-i şerîfleri o idi ki, hazret-i Resûlullahın "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" huzûrunda beklerdi. Berâber yatsıyı kılarlar idi. Sonra se'âdethânelerine [evlerine] giderlerdi. O âdetlerine binâen o üç kimseyi se'âdethânelerine gönderip, kendileri beklediler. Geceden bir mikdâr geçdikden sonra, se'âdethânelerine teşrîf buyurdular. Temîz hanımları, hazret-i Ebû Bekre söyledi ki, misâfirlerinizin yanına gelmekden ne şey size mâni' oldu. Hazret-i Ebû Bekr buyurdular ki, dahâ yemek vermediniz mi. Muhterem haremleri, cevâb verdiler ki, yemek verdik. Lâkin, kendileri Ebû Bekr gelmeyince yemeyiz, sabr ederiz, deyip, yemediler. Ebû Bekr, gadaba gelip, yemîn etdi ki, o yiyecekden ebedî yemem. Hâtunları da yememeğe yemîn etdiler. Misâfirler de yemîn etdiler ki, yemeyeler. Hemen Ebû Bekr "radıyallahü teâlâ anh" buyurdular ki, Bu birbirine uymamak bize şeytândandır. Sonra yiyeceği götürüp, ortaya koyup, kendileri yemeğe başladılar. Misâfirler de yemeğe başladılar. Bir lokma alırlardı. Onun yerine bir lokma meydâna gelirdi. Hazret-i Ebû Bekr "radıyallahü teâlâ anh" yiyeceğin bu fazlalaşmasını görüp muhterem zevceleri Ümm-i Reyhâneye süâl buyurdular ki, bu yiyeceğin hâli nedir. Onlar da buyurdular ki, gözümün nûru hakkı için, (Murâd-ı şerîfleri hazret-i Resûl-i ekrem hakkı için demek idi) bu yiyecek, evvelki hâlinin üç katı olmuşdur. Aslını bilemem dedi. Müsâfirler de doyuncaya kadar yiyip, hazret-i Resûl-i ekremin huzûrlarına da gönderdiler. Böyle rivâyet olunmuş ki, Resûl-i ekrem hazretleri de, o yiyecekden yidiler.
 
-devamı var-
 
Menâkıb-ı Çihâr Yâr-ı Güzîn

İSTATİSTİKLER

Bugün:22
Dün:1,283
Bu Ay:25,395
Toplam:13,580,196
Online Ziyaretçiler:3
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842