Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Teberrî etmedikce tevellî olmaz

Dinimize göre amel, Cennete girmeğe sebep değildir. Çünki, Cennete girmeğe sebep imandır. İmanı bozuk olan veya imanı olmayan ne kadar çok ibadet yaparsa yapsın kapıdan döner. Ameli zirvede olan, herkesin evliya bildiği birisi, imanı bozuksa, yaptıklarının faydasını görmez.

Hakiki din kardeşinin sevgisi, anne baba sevgisinden daha çoktur. Eğer böyle bir sevgi teşekkül etmemişse, bunun ne hocasını ne de Allahü tealayı tanıması mümkün değildir. Çünki birisi ilahi, diğeri nefsanidir.

Bir ibadet, ne kadar rıza-i ilahi için olursa, Allah indinde o kadar makbuldür. Buna İhlâs diyoruz. Din kardeşliğinde bu esastır.

Bir odanın her tarafı raf olsa, raflarda binlerce kitap olsa, bir kişi bu kitabların hepsini de okusa, eğer bu doğru bu yanlış diyemiyorsa, bu âlim değildir. İlimden maksat bu doğru bu eğri, bu yanlış bu doğru diyebilmektir. Yani hakkı batıldan ayırmaktır. Bunu ancak ehlisünnet âlimi yapar. Yoksa çok ilim sahibi, çok amel sahibi değil... Kendi kendine de değil. Bu ancak bir mürşid-i kâmilin göstermesiyle olur.
 
Bir mürşid-i kamilin talebeleri bu doğru bu yanlış demeyi bilir. Bu iyi bu kötü demeyi bilir. O halde mürşid-i kamilin talebeleri de âlimdir.
 
Allah rızası için atılan adımlar çok makbuldür. Melekler kanatlarını döşer. Cenab-ı Peygamber buyuruyor ki; Günahı büyük olanlar Allah yolunda yürüsünler. Hizmet etsinler, Allah için bir araya gelsinler. Eslem radıyallahü anh tabiinden, yani Eshab-ı kiramı görmüş bir mübarek zat, buyuruyor ki; Allah ve Peygamberden bahsedilen yere bir mümin gitse, dağlar kadar büyük günahı olsa, hepsi sohbetin bereketiyle temizleniyor. Çünki dünyada ibadetten maksat, kalbi temizlemektir, beyni doldurmak değildir. Beyin et parçasıdır. Beyindekiler unutulur, kalptekiler unutulmaz. Çünki Allahü teala kalbi ve beyni farklı yaratmış. Yani ikisi birbirine bağlı değildir. Kalbi ve aklı farklı yaratmıştır. Onun için akıl durur ama kalp devam eder. Bunun kaynağı muhabbettir, sevgidir. Onun için, ibadetden maksat kalbi temizlemekdir. Bu temizlenmediği müddetçe yapılan ibadetler ancak bize şöhret getirir. Arkasından kibir getirir ve felaket gelir. Çünki asıl maksat olmamıştır. Peki, bu kalp nasıl temizlenecek? Bu kalp iki şekilde temizlenir. Bir, islamiyete uymak, yani ibadet. İkincisi de sohbet. İbadet; İlim, amel, ihlâsdır. İlim olmazsa ibadet olmaz. İbadet olmazsa hiçbir şeye yaramaz. İbadet var ihlâs yoksa yine bir şeye yaramaz. Dolayısıyla, kalbin temizlenmesi için hem sahih olması lazım, hem de makbul olması lazım. Sahih olacak, bir de kabul olacak. Sahih olması için, emir ve yasaklara uymak lazımdır. Namazı emredildiği şekilde kılmak, tesbihi emredildiği şekilde çekmek lazımdır. Tamam, ibadet sahih, ama haram lokma yemişse, haramdan giyinmişse yine kabul olmaz. Makbul olması çok zor. Sahih oldu, ilim de var, ama elbisenin bir düğmesinin bir ipliği haram ise, kıldığı namaz kabul olmuyor. Hadis-i şerif var; Namaz kıldığı odada birparça iplik haramdan olsa o oda da kılınan namaz kabul olmuyor. Çünki o haram, zemzemin içine necaset damlamış gibi, berbat ediyor. Zemzem de olsa içilmez. Dolayısıyla dinimizin aslı teberrîdir. Teberî olmadıkca tevellî olmaz denir. Çünki o uzaklaşmak oldukça yakınlaşma kendiliğinden oluyor. Yani haramdan uzaklaşmak olunca, artık başka bir yere yaklaşmağa gerek yoktur. Çünki bir şey boşaltılınca, onun başka bir şeyle dolması lazım. Mesela kâlb dünya sevgisinden boşaltılınca Allah sevgisi kendiliğinden dolar.

İbadet sahih oldu, yani ilim, amel, ihlâs var... Makbul de oldu… Bu birinci kısmıdır. Diğer kısmı ise, bir mürşid-i kâmili bulmak, onu sevmek ve onu sık sık hatırlamakdır. Buna rabıta diyorlar. Rabıtadan maksat, irtibat kurmaktır. İrtibat kurulduğu zaman, biz bilsek de bilmesek de, anlasak da anlamasak da feyiz gelir. Feyiz gelmesinden maksat, kalbin temizlenmeye başlaması demektir. Feyz gelmesinin alameti de, haramlardan soğumak, dünyadan soğumaktır. Haramlardan soğumadan Allaha kavuşmak olmaz. İkisi bir arada olmaz. Büyükler bu hale kavuşunca kendilerini hiç bilirlermiş, kendilerinden bir şey söylemezlermiş. Ben bilmem, hocam bilir derlermiş. Hocam ne derse onu söylerim derlermiş.

Peki, biz şimdi rabıta yapmak istesek nasıl yapmalıyız?.. Bukadar çok vesvese arasında, gözlerimizi kapatmakla büyükleri düşünebilmemiz çok zor, namazda bile kaç rekât kıldığımızı şaşırabiliyoruz. Büyükler buyuruyor ki; Bunun çaresi, size hocanızı hatırlatacak arkadaşlarla beraber bulunmaktır. Hocanızın yazdığı eserleri okuyun. Çünki o satırların arasında hocanızı bulacaksınız, irtibat kuracaksınız, irtibat kurduğunuz zat ile beraber olacaksınız. Bu da hem dünyada hem ahirette beraberliğe yol açacaktır.

Bir mübarek zat sohbet ediyormuş. Yakın talebelerinden birisi içeri girince odanın havası değişmiş. Talebeyi çağırmış, oğlum ne var sende, senden leş gibi koku geliyor diyor. Talebe; hocam sabah gusül abdesti aldım, çamaşırlarımı değiştirdim, buraya abdestli geldim diyor. Hocası; yok bu koku başka bir koku, ceplerini boşalt, ne varsa cebinde koy şuraya diyor. Talebe cebinden bir tane kitap çıkarttı. Hocası baktı, işte bu dedi. Talebe; Efendim ben buraya gelirken bir arkadaşım benim dindar olduğumu bildiği için bana bir din kitabı verdi, ben de aldım cebime koydum dedi. Hocası; Buraya gel, şu isme bak, habis bir adam, bid'at ehli bir adam. Bunun kokusu bütün kitabı değil, hepimizi perişan ediyor. Evet, yazılar doğru olabilir, ama ondan gelen koku bizi öldürmek için yeter. Çabuk bunu dışarıya bırak, böyle bozuk kitabları okuyanlar zehirlenir buyurmuş. Midemizi doyurmak için gıdanın temizini aradığımız gibi, kalbimizi doyurmak için de kitabın iyisini aramalıyız, pis borudan şifa gelmez buyurmuş. Dolayısıyla kitap okumaktan esas maksat, kalp temizliğidir, ayrıca onun yanında da bir şeyler öğrenmekdir. O kalp temizlenmezse öğreneceğimiz ilm zaten zarar verir. Onun için her kitap okunmaz. Elimizde Tam ilmihal seadeti ebediye gibi bir hazine varken, başka kitab okumağa zaten lüzum kalmaz. Her okuyuşta ayrı bir zevk alınır.
 
Koruyacağımız en büyük varlığımız imanımızdır. İmanın yeri de kalpdir. Kalp dediğimiz şey, yürek değildir. Yüreğin içerisinde manevi bir kuvvet var, ampuldeki elektrik gibi. Onu korumak, onu söndürmemek lazımdır. Amel de onu korumak için yapılan ibadetlerdir. Korunmaya ihtiyacı var. Ya ampul kırılırsa karanlıkta kalınır.
İman muma benzer, ibadetlerde mumu koruyan fener gibidir. Karanlıkta kalmamak için mum ve fener birlikte lazımdır.
Allahü tealaya emanet olunuz efendim.
 
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cuma gününü tebrik eder,
müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu

İSTATİSTİKLER

Bugün:208
Dün:2,184
Bu Ay:44,752
Toplam:13,303,454
Online Ziyaretçiler:3
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842