Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Kalıcı olan, Allah rızası için yapılandır

Allahü teala hidayeti iki şekilde verir. Ya adalet ile veya ihsan olarak verir. Bir kişi ellerini açıpta, yâ rabbî bana hidayet ver diye yalvarsa, yâ rabbi ben dinimi doğru olarak öğrenmek istiyorum, beni bozulmaktan koru diye dua etse, Allahü teala böyle dua eden kulunu kesinlikle kurtarır. Allahü teala o kulunu kurtarmak için onun karşısına sevdiği bir kulunu çıkarır, böylece onu kurtarır. Bir kişinin kurtulması için mutlaka bir rehbere ihtiyacı vardır. Başka türlü kurtulmak olmaz, kurtuldum demeklede kurtulunmaz.. adalet ile kurtulmak budur. Bazılarıda vardırki hiç böyle dua etmek bile aklına gelmediği halde, yiyip içip, yatıp kalkdığı halde, Allahü teala onu seçiyor ve hidayet veriyor. Allahü teala onu, ya cömertliğinden, veya güzel bir huyundan dolayı seçer, ya da bir mü'minin duasını almıştır da seçilmiştir. Mutlaka bir sebebi vardır, ki Allahü teala onu seçmiştir. Allahü tealanın seçtiğini, insanların ayrıca seçmesine lüzum yoktur.
 
Birgün Cüneyd-i Bağdadi hazretleri bir deniz kenarına gitmiş. Bir mecusi bol miktarda yem almış, denizdeki balıklara yem atıyormuş. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, ne yapıyorsun, demiş. Mecusi; yem atıyorum, sevap kazanacağım demiş. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, senin sevap kazanman için, evvela iman etmen lazım. Sen müslüman değilsin, hangi sevaptan bahs ediyorsun, demiş. Mecusi bakmış bakmış, peki benim bu balıklara yem verdiğimi o bahs ettiğin Allah görüyor mu demiş. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri vallahi billahi görüyor, Onun bilmediği, Onun görmediği bir şey yoktur ki, demiş. Mecusi, bu da bana yeter, demiş. Aradan üç beş sene geçmiş, Cüneyd-i Bağdadi hazretleri hacca gitmiş, tavaf ederken bakmış, mecusi de tavaf ediyormuş. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri, burada ne işin var, demiş. O beni gördü demiş. Nasıl gördü deyince, sen gittikten sonra içimde bir nur parladı, baktım balıklarn hepsi kelime-i şehadet getiriyor, ağaçlara baktım, kelime-i şehadet getiriyor, ben de kelime-i şehadet getirmeğe başladım. Senin Rabbin beni gördü, O gördüğü için de buraya geldim, demiş. Ve sana bir nasihat vereceğim demiş. İyilik yap, denize at, balık görmezse, hâlık görüyor, demiş.

Hazreti Ömer radıyallahü anh ömreye giderken, Peygamber efendimiz sallalahü aleyhi ve sellem, "Kardeşim Ömer banada dua et" buyurmuş. "Kardeşim" demek sünnettir. Onun için büyükler talebelerine ekseriyetle kardeşim diye hitab ederler. Hocamız birgün buyurdular ki; "Kardeşim, bir mü'minin evinden sokağa feyz akar. Feyz, büyüklerin kalbinden akar, dünya sevgisini ve para sevgisini söker atar". Mevlana Celaleddin-i Rumi hazreti anlatıyorlar, birinin merkebi varmış, merkebin sırtında da yara çıkmış. O yara iyileşsin diye, bez yapıştırmış. Sonra o bezleri kaldırırken, etler de kalkmaya başlayınca, merkep acısına dayanamamış, çifte atmağa başlamış. Celaledin-i Rumi hazretleri buyuruyorlar ki; Bu yara, dünya muhabbetidir. Üstündeki bez, dünyanın kendisidir. O bez yani dünyalık elden çıkarken o merkebin duyduğu acıyı, o dünya muhabbeti olan kişi de duyar. Hele o yara birden fazlaysa.. Hele hele ölürken, herşeyi bırakırken duyduğu acıyı düşünün. Peki bu yaralar nasıl tedavi edilir? Bunun birtek ilacı vardır. Başka da ilacı yoktur! O da, Allah adamlarını sevmektir. O muhabbet, o yaranın ilacıdır. Büyükleri sevmeyen, büyükleri tanımayan, emir ve yasaklara tam uyarsa belki kurtulabilir, fakat noksandır, şüphelidir.. zordur. Mutlaka kâmil, yani her tarafı olgunlaşmış bir Allah adamına rastlamak lazımdır.

Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem sohbet ederken, Eshab-ı kiramdan birisi, ya Resulallah, dünyanın en kötü adamı kimdir, diye sormuş. Peygamber efendimiz; "kötü din adamlarıdır", buyurmuşlar. Kötü din adamları, insanların en kötüsüdür. Peki, kötü din adamları kimdir? Büyükler buyuruyorlar ki; Onlara ulema-i sû' denir. Dünya menfaati, kendi şöhreti, kendi istikbali için, dinden bahs ederler.

Büyükler buyuruyorlar ki; Cömertlik, vermek değildir, Allah için vermektir. Nefsi için, meşhur olmak için vermenin hiç faydası yoktur. Onun için, cömertlik çok kıymetli bir ahlaktır. Verdiğini Allah için verenlere cömert denir. Az versin, çok versin; ama yeter ki Allah için versin. O halde hepimiz hayatımızda, her ne iş yaparsak yapalım, her ne söylersek söyleyelim, her ne dinlersek dinleyelim, ya Allah rızası için ya nefsimiz içindir. Yani ibre her konuda bir sağa bir sola gidiyor. Vefat edene kadar artılar eksiler yazılıyor. Allah için olanlar artı, nefsimiz için olanlar eksi. İbre nereye götürürse oraya gideceğiz.
 
Cenab-ı Peygamber aleyhisselatü vesselam buyuruyor ki; Vaki olanda hayır vardır. Bu dinde illâ istenilmez. İlla olsun denmez. Bu çok tehlikeli ve çok kötüdür, hayırlısını istemelidir. Çok zengin bir adam varmış. Bu adam her gün hocaya gidiyor, Allah bana muhakkak bir erkek evlat versin diyor. Oraya bir mübarek zat gelmiş. Bu mübarek bir zattır ona derdini söyle demişler. Hocam, Allah bana bir erkek evlat versin demiş. Hayırlısını iste dediklerinde, hayır illaki erkek olsun diyor. Mübarek zat demiş ki, şurada bir türbe var git orada bir koyun kes ama Cenab-ı Haktan hayırlısını iste diyor. Gitmiş türbeye, efendi baba efendi baba muhakkak erkek evlat istiyorum demiş. Aradan onbeş-yirmi sene geçtikten sonra bu mübarek zat yine aynı yere geliyor. O erkek evlat isteyen adam ne oldu diyor. Neler oldu neler, adam hapiste demişler. Oğluna ne oldu demiş. Oğlu idam edildi demişler. Neden diyor. Allahü teala bir erkek evlat verdi fakat mahallenin haydudu oldu, her cins kötülük var. En sonunda birini öldürdü. Babası, yapmasın diye ayırmaya gitti. Fakat adam ölünce babası suç ortağı oldu. Oğlunu idam ettiler, babası hapiste dediler. Netice.... Onun için ne olursa olsun hayırlısını istemek lazımdır. Bir gün Musa aleyhisselam Tur-i Sinaya giderken birisi önünü kesti. Ya Musa, ne olur Allaha dua et, ben fakirim, zengin olayım dedi. Hayırlısını iste buyurdu Musa aleyhisselam. Adam da, hayır ben zengin olmak istiyorum dedi. Musa aleyhisselam, ben Peygamberim tekrarlama bunu diyor. Diğeri, hayır ben zengin olmak istiyorum diyor. Musa aleyhisselam; Ya rabbi kulun yolumu kesti. İlla zengin olmak istiyor, ver ya rabbi diyor. Cenab-ı Hak da buyuruyor ki; Senin hatırın için veririm. Aradan yıllar geçmiş, Musa aleyhisselam oradan geçiyormuş. Bakmış ki bir kalabalık. Ne oldu diye sormuş. Efendim burada çok fakir bir adam vardı, sonra çok zengin oldu. Azdı kudurdu. Bugün birini öldürdü, kısas yapılacak demişler.
Hepimiz her an bir imtihana tabiyiz. Bu imtihanı kazanmak da var, kaybetmek de var. Ama imtihanda olan bir kişi imtihandan başka bir şey düşünemez. Hepimiz imtihanlardan geçtik. O imtihanı nasıl vereceğim diye düşünmekten başka hiçbir şey düşünülemez. Çünki ya kalacaksın, ya geçeceksin. Yaptığımız her alışverişte yaptığımız her konuşmada her yazışmada her işte Allahü teala kalbimizdekini bildiği için, o yaptığımız işlere değil, kalbimizdeki niyete bakmaktadır. Kalbimizdeki niyet herzaman rıza-ı ilahi olmalıdır.
 
Büyükler buyuruyorlar ki; Kardeşim eğer size birisi bir şey sorarsa, Allah rızası için sorarsa, siz de Allah rızası için cevap verirseniz, verdiğiniz cevap yanlış da olabilir. O Allah rızası için sorduğu için siz de Allah rızası için cevap verdiğiniz için, ihlas, samimiyet hakim olduğu için, Allahü teala o yanlış yaptığınızı düzeltir. Ama menfaatiniz için olursa isabetli olsa da isabetsiz, isabetsizse zaten isabetsizdir.
 
Büyükler buyuruyorlar ki; Allahü teala sizin görünüşlerinize, amelinize bakmaz, ancak kalbinize, bunu kulum niçin yapıyor diye bakar. Netice olarak, insanlar insanların dışını görür. Allahü teala içlerini görür. İnsanları mı memnun etmek, Allahü tealaya mı memnun etmek istediğimize iyi karar vermeliyiz. Allahü teala buyuruyor ki, ben içinizi görüyorum, niyetlerinizi görüyorum. Bütün ameller, ibadetler, her türlü hizmetler niyete bağlıdır. Niyet hayr, akibet hayr.
Dünya servet ve şöhrettir. Servet ve şöhret de kimseye kalmaz. İkisi de hayaldir. Servet de hayal, şöhret de hayaldir. Kalıcı olan az olsun çok olsun Allah rızası için yapılandır. İhlaslı olan az olsun, ama ihlaslı olsun.
Allahü tealaya emanet olunuz efendim.
 
Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin Cuma gününü tebrik eder,
müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu

İSTATİSTİKLER

Bugün:984
Dün:1,353
Bu Ay:30,178
Toplam:13,539,749
Online Ziyaretçiler:2
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842