Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Ebedi Seadet - 101

Îmânı ve farzları ve harâmları öğrenmek, bilmek de farzdır.
 
Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" söylediklerinin hepsini beğenip kalbin kabûl etmesine, ya'nî inanmasına (Îmân) denir. Böylece inanan insanlara, (Mü'min) denir. Onun sözlerinden birine bile inanmamağa veyâ iyi ve doğru olduğunda şübhe etmeğe (Küfr) denir. Böyle inanmıyan kimselere (Kâfir) denir. Allahü teâlânın, Kur'ân-ı kerîmde, yapılmasını açıkca emr etdiği şeylere, ya'nî bu emrlere (Farz) denir. Yapmayınız diye açıkça men' ve yasak etdiği şeylere (Harâm) denir. Allahü teâlânın, açıkca bildirmeyip, yalnız Peygamberimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" yapılmasını övdüğü, yâhud devâm üzere yapdığı, yâhud yapılırken görüp de mâni' olmadığı şeylere (Sünnet) denir. Sünneti beğenmemek küfrdür. Beğenip de yapmamak suç değildir. Onun beğenmediği şeylere ve ibâdetin sevâbını gideren şeylere(Mekrûh) denir. Yapılması emr olunmayan ve yasak da edilmeyen şeylere (Mubâh) denir. Bu emr ve yasakların hepsine (Ahkâm-ı ilâhiyye) veyâ (Ef'âl-i mükellefîn) ve (Ahkâm-ı islâmiyye) denir.
 
(Ef'âl-i mükellefîn) sekizdir. Farz, vâcib, sünnet, müstehab, mubâh, harâm, mekrûh, müfsid. Yasak edilmiş olmıyan, yâhud yasak edilmiş ise de, islâmiyyetin özr, mâni' ve mecbûriyyet tanıdığı sebeblerden birisi ile yasaklığı kaldırılmış olan şeylere (Helâl) denir. Bütün mubâhlar helâldir. Meselâ, iki müslümânı barışdırmak için yalan söylemek helâl olur. Her helâl mubâh olmıyabilir. Meselâ ezân okunurken, alış veriş, mubâh değil, mekrûhdur. Hâlbuki helâldir.
 
Îmânı ve farzları ve harâmları öğrenmek, bilmek de farzdır. Otuzüç farz meşhûrdur. Bunlardan dördü esâs olup, namâz kılmak, oruc tutmak, zekât vermek ve hac etmekdir. Îmân ile berâber bu dört farz, islâmın şartıdır. Îmân edip de ibâdet edene, ya'nî bu dört farzı yapana(Müslim) veyâ (Müslümân) denir. Dördünü birden yapıp da, harâmlardan kaçınan, tam müslümândır. Bunlardan biri bozuk olur veyâ hiç olmazsa, müslümânlık bozuk olur. Dördünü de yapmıyan, mü'min olsa da müslümânlığı tam değildir. Böyle îmân, insanı yalnız dünyâda korursa da, âhırete îmânla gitmek güç olur. Îmân, muma benzer, (Ahkâm-ı islâmiyye) mum etrâfındaki fener gibidir. Mum ile birlikde fener de, (İslâmiyyet)dir ve (Dîn-i islâm)dır. Fenersiz mum çabuk söner. Îmânsız, islâm olamaz. İslâm olmayınca, îmân da yokdur.
 

İSTATİSTİKLER

Bugün:275
Dün:2,014
Bu Ay:26,948
Toplam:13,450,188
Online Ziyaretçiler:5
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842