Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

ELVEDÂ YÂ ŞEHR-İ RAMAZÂN - 23

Hoşgeldin Huzur Ayı

Gülbahçesinden...
 
Hadis-i şerifte buyuruldu ki, (Bir millet zekât vermezse, rahmetden mahrum kalır. Hayvanlar da olmasa hiç rahmet görmezler.)

Kâinatın Efendisi
 
Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem"
 
MUHAMMED ALEYHİSSELÂMIN FAZÎLETLERİ
 
Muhammed aleyhisselâmın fazîletlerini bildiren yüzlerce kitap vardır. Fazîlet, üstünlük demektir.
 
Üstünlüklerinden seksenaltı adedi aşağıda bildirilmiştir:
 
62-Muhammed aleyhisselâmdan sonra, mübârek zevcelerini "radıyallahü teâlâ anhünne" başkalarının nikâhla almaları haram edilmiş, bu bakımdan müminlerin anneleri oldukları bildirilmiştir.
 
Başka Peygamberlerin "aleyhimüssalevâtü vetteslimât" zevceleri kendilerine yâ zararlı olmuş veya faydasız olmuşlardır. Muhammed aleyhisselâmın mübârek zevceleri "radıyallahü teâlâ anhünne" ise, dünya ve âhiret işlerinde, kendisine yardımcı olmuşlar, fakirliğe sabr etmişler, şükretmişler ve islâmiyeti yaymakta çok hizmet etmişlerdir.
 
63-Resûlullahın mübârek kızları ve zevceleri "radıyallahü teâlâ anhünne", dünya kadınlarının en üstünleridir. Eshâbının hepsi de, Peygamberlerden başka, bütün insanların en üstünleridir. Şehirleri olan Mekke-i mükerreme ve sonra Medîne-i münevvere, yer yüzünün en kıymetli yerleridir. Mescîd-i şerifinde kılınan bir rekât namaza, bin rekât sevabı yazılır. Başka ibâdetler için de böyledir. Kabri ile minberi arası, Cennet bahçesidir. (Öldükten sonra beni ziyâret eden, diri iken etmiş gibidir. Haremeynden birinde ölen bir mümin, kıyâmet günü emîn olarak diriltilir) buyurdu. Mekke ve Medîne şehirlerine (Haremeyn) denir.
 
64-Neseb ve sebep bakımından, yâni kan ve nikâh bakımından olan akrabâlığın kıyâmette faydası yoktur. Resûlullahın "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" akrabâsı bundan müstesnâdır.
 
65-Herkesin soyu oğlundan devam eder. Muhammed aleyhisselâmın soyu ise, Kızı Fâtımadandır. Bu husûs, hadis-i şerif ile de bildirilmiştir.
 
66-Onun mübârek ismini taşıyan hakîkî müminler Cehenneme girmeyecektir.
 
67-Onun her sözü, her işi doğrudur. Her ictihâdı, Allahü teâlâ tarafından doğrulanmıştır.
 
68-Onu sevmek herkese farzdır. (Allahü teâlâyı seven, beni sever) buyurdu. Onu sevmenin alâmeti, dînine, yoluna, sünnetine ve ahlâkına uymaktır. Kur'an-ı kerimde meâlen, (Bana uyarsanız, Allahü teâlâ sizi sever) demesi emrolundu.
 
69-Onun ehl-i beytini "radıyallahü teâlâ anhüm ecma'în" sevmek vâcibdir. (Ehl-i beytime düşmanlık eden münâfıktır) buyurmuştur. Ehl-i beyt, zekât alması haram olan akrabâsıdır. Bunlar, zevceleri ve dedesi Hâşimin soyundan olan müminlerdir ki, Alînin, Ukaylin, Câfer Tayyarın ve Abbâsın soyundan olanlardır.
 
70-Eshâbının hepsini "radıyallahü teâlâ anhüm ecma'în" sevmek vâcibdir. (Benden sonra, eshâbıma düşmanlık etmeyiniz! Onları sevmek, beni sevmektir. Onlara düşman olmak, bana düşman olmaktır. Onları inciten, beni incitmiş olur. Beni inciten de, Allahü teâlâyı incitir. Allahü teâlâ, kendisini incitene azâb eder) buyurdu.
 
71-Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâma, gökte iki ve yerde iki yardımcı yaratmıştır. Bunlar Cebrâîl, Mikâîl ve Ebû Bekr ve Ömerdir "radıyallahü teâlâ anhüm ecma'în".
 
72-Her insanın cinden bir arkadaşı vardır. Bu şeytan kâfirdir. Vesvese vererek, îmanını almaya, günah yaptırmaya çalışır. Resûl aleyhisselâm, arkadaşı olan cinnîyi îmana getirmiştir.
 
73-Erkek, kadın, büyük yaşta vefât eden herkese kabrinde Muhammed aleyhisselâm sorulacaktır. Rabbin kimdir denildiği gibi, Peygamberin kimdir denilecektir.
 
74-Muhammed aleyhisselâmın hadis-i şeriflerini okumak ibâdettir. Okuyana sevap verilir. Hadis-i şerif okumak için, abdest almak, temiz elbise giymek, güzel koku sürünmek, hadis-i şerif kitabını yüksek bir yere koymak, okuyanın dışarıdan gelenler için ayağa kalkmaması ve dinliyenlerin birbirleriyle konuşmamaları müstehâbdır. Hadis-i şerifleri devamlı okuyanların yüzleri nûrlu, parlak ve güzel olur. Kur'an-ı kerim okurken de, bu edebleri gözetmek lâzımdır.
 
--devamı var-
 
Herkese Lazım Olan Îmân

Fıkıh Bilgileri...
 
TOPRAK MAHSULLERİ ZEKATI (UŞR)
 

Uşr vermek de farzdır. Toprakdan alınan mahsûlün zekâtına (Uşr) denir. Borcu olanın da uşr vermesi lâzımdır. İmâm-ı a'zam hazretleri buyuruyor ki: (Her sebze ve meyve, az olsun, çok olsun, mahsûl toprakdan alındığı zamân, onda birini, veyâ kıymeti kadar altın veyâ gümüşü, müslümân fakîrlere vermek farzdır). Hayvan gücü ile veyâ dolap, motör ile sulanan yerdeki mahsûl elde edilince, yirmide biri verilir. İster onda bir, ister yirmide bir olsun, hayvan, tohum, âlet, gübre, ilâç ve işçi masraflarını düşmeden evvel, vermek lâzımdır. Bir sâ'dan az mahsûlün uşru verilmez. Toprağın sâhibi çocuk, deli, köle olsa da, uşru verilir. Uşru vermiyenden hükûmet zorla alır. Ne kadar olursa olsun, ev bağçesindeki meyve ve sebzeler için ve odun ve ot ve saman için uşr verilmez. Balın [fennî te'sîsât ve masraflar yapılsa dahî], pamuğun, çayın, tütünün, dağdaki ağaç meyvelerinin [meselâ zeytinlerin, üzümlerin] onda biri, uşr verilir. Zift, petrol ve tuz için uşr yokdur. Uşru verilmiyen mahsûlü yimek harâmdır. Yidikden sonra da, vermek lâzımdır.
 
UŞR NE ZAMAN VE NASIL VERİLİR?
 
(İbni Âbidîn) buyuruyor ki: (Meyvenin ve ekinin uşru, İmâm-ı a'zama ve imâm-ı Züfere göre, bitki üzerinde meydâna geldikleri ve çürümekden emîn oldukları zamân farz olur. Toplanacak hâle gelmese de, fâidelenecek, yinecek hâle gelince uşrunu vermek farz olur. İmâm-ı Ebû Yûsüfe göre olgunlaşınca, toplamadan önce farz olur. İmâm-ı Muhammede göre ise, hasâddan sonra, ya'nî hepsini toplayınca farz olur. Hasâddan önce, yerinden koparıp yimesi veyâ başkasına yidirmesi câizdir. Fakat, İmâm-ı a'zama göre, bunun uşrunu da sonra verir. İki imâma göre, bunun uşrunu vermesi lâzım olmaz. Fakat, mahsûlün beş vesk olması için, bu da hesâba katılır. Olgunlaşdıkdan sonra koparmış ise, imâm-ı Muhammede göre, yine uşrunu vermek lâzım olmaz. Hepsini topladıkdan sonra telef olanın ve çalınanın uşrunu vermek lâzım olmaz). Fakîr olanlar, uşrlarını iki imâma göre hesâb edip verir. Zenginler, İmâm-ı a'zama göre vermelidir.
 
Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye

Mühim tenbih...
 
DİNDE KOLAYLIK NE DEMEKTİR?
 
"Dinde güçlük göstermeyiniz demek, kolayınıza geleni yapınız demek değildir. İslâmiyyetin izn verdiği, câiz olan kolaylığı yapabilirsiniz demekdir." Meselâ, hasta olduğu için veyâ çok soğuk olduğu için ayakları yıkamak güç olunca, mest üzerine mesh edilir. Çünki, islâmiyyet buna izn vermişdir. Fakat kolaylık olsun diye ayakları yıkamadan mest giyilmez. Çünki islâmiyyet bu kolaylığa izn vermemişdir. Hasta olan kimse, başkasının yardımı ile yıkar. Soğuk ise, suyu ısıtıp da yıkar. Mestlerini bundan sonra giyer. İslâmiyyet, bu kolaylığa da izn vermişdir. Din âlimlerinin sözlerine ehemmiyyet vermeyip de, fıkh kitâblarının gösterdiği kolaylıkların dışına çıkmak câiz değildir. İslâmiyyeti, kendi aklına, kendi görüşüne göre çevirmek isteyenlere (Dinde reformcu) veyâ (Zındık) denir.
 
Faideli Bilgiler

(23 Ramazân 1437 - 28 Haziran 2016 Salı)
 
İmsak: 03.06 İftar: 20.49
 
Not:
İmsak vakti, oruca başlama zamanıdır. Sabah namazı imsaktan 20 dakika sonra kılınabilir.
 
Diğer şehirler ve ülkeler için:
www.turktakvim.com 
www.namazvakti.com

İSTATİSTİKLER

Bugün:757
Dün:1,972
Bu Ay:49,682
Toplam:13,308,384
Online Ziyaretçiler:1
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842