Turkce Ust Menu

Breadcrumbs

Âb-ı Hayat - 1898

Enver abiler buyurdular ki;
 
Bir hikâye anlatayım mı? Şimdi bir köle, bir çölde, günlerce susuz kalmış. Nasıl böyle, saldıracak yer arıyor su diye. Bir pınar buluyor, o pınardan kana kana su içiyor. Ama nasıl, su şerbet. Diyor ki, bu kadar tatlı su, bu kadar güzel su ancak halifeye lâyık olur. Testisini dolduruyor, doğru Bağdat'a gidiyor. Tam o sırada halifelerden bir tanesi, o Emeviye Camisini yapan, Abdülmelik bin Mervan da Bağdat'a geliyor. Köle, halifenin önüne, elindeki testiyle koşa koşa geliyor, ama durdurmak mümkün değil. Efendim diyor, ben çölde kaldım, orada pınardan bir su içtim, ama o pınarın suyu şeker gibiydi, bu ancak halifeme gider dedim, onun için bir testi su aldım sizin için, ne olur, şu suyumdan için. Madem sen bu kadar zahmet çekmişsin, niye içmeyeyim, diyor. Alıyor testiyi elinden… Bakıyor ki, yosunlar, yapraklar, testinin içinde her şey var. Bismillâhirrahmânirrahîm diyor, burnunu tıkıyor, gözlerini kapatıyor suyu içiyor. Köle gittikten sonra yanındakilere, bunu dökün çabuk, diyor. Diyorlar ki efendim, su malum, içilecek gibi değil, peki neden içtiniz? Dedi ki, ben müslümanım. O kadar hevesle getirmiş, içmezsem kalbi kırılacak. Bu mudur diyor müslümanlık! Benim kafam kırılsın, kalbim kırılsın, ama kölenin kalbi kırılmasın. İşte din bu! Çünki, o halife biliyor ki, mü'minin kalbi kırılırsa, Allah kırılır, celle celâlüh. Ka'beyi muazzamayı yıkmaktan büyük günah olur. Bunu zar zor da olsa içerim, ama o kölenin kalbini kırmam, diyor.
 
 

İSTATİSTİKLER

Bugün:566
Dün:845
Bu Ay:19,559
Toplam:13,931,720
Online Ziyaretçiler:3
Mail Grubumuzun
Üye Sayısı:
125842